İlk buluşmanızdan iki gün sonra Ookami kafasına yediği şemsiyenin acı anısıyla -kafasının acıdığı söylenemez, ancak o histen hala kurtulamıyor- erkenden uyanıyor. Ikkaku ve Shou da Ookami'nin kafasına yediği şemsiyenin kendi üzerlerine yarattığı etki ve korkuyla yaklaşık aynı saatte ayaklanıyorlar. Normal hazırlıklarınızı yapıp özellikle yarım saat-kırk beş dakika kadar erken yola çıkıyorsunuz. Tesadüfi olarak Ookami köy kapısında Ikkaku'yla karşılaşıyor. Bu kez farklı olan kapı nöbetçileri onlara biraz problem çıkarsa da Nabari-Sensei'nin adını verdiklerinde "Ha, az önce beyaz bandanalı bir çocuk daha çıktı. Sizin takımdandır o da herhalde." diyor nöbetçi onlara. Kapıdan çıkıp orman sınırına yaklaştıklarında ormana girmiş olan Shou'yu farkedip ona bağırıyorlar. Birkaç dakika sonra buluştuklarında Shou'nun anlattığı bir fıkraya gülerek birkaç gün önceki alana yürüyen üçlüyü suratı kızgınlıktan neredeyse saçı kadar kızarmış bir Nabari-Sensei karşılıyor.
Alana girdiğiniz gibi "GEÇ KALDINIIIZZZZ!!!" diye ciyaklayan Nabari-Sensei'yi görüyorsunuz. Oysa hepiniz en az birer saat erken çıktığınıza son derece eminsiniz. Ne oluyor demeye kalmadan Nabari-Sensei öfkeyle elindeki üç kunaiyi size doğru fırlatıyor. Şok içinde en ufak bir reaksiyon gösteremeden olduğunuz yerde kalıyorsunuz, ancak kunailer size çarptığı gibi bir pof sesi ve dumanla yok oluyorlar: "Ehe, şaka yaptım." diyip sevimli bir şekilde sırıtmaya çalışan Nabari-Sensei o anda hiç de sempatik görünmüyor gözünüze.





News