...Gözlerimi açtığımda tam tepemden yansıyan güneş ışınları bir süre hiçbir şey görememe neden oldu. Yüzüme gölge yapması amacıyla elimi güneş ışınlarının geldiği yere kaldırınca, gözlüğümü aramak için fırsatım olmuştu. Nerdeydi bu lanet gözlük, uyurken bile çıkmazdı gözümden nasıl çıkmıştı yerinden ? Üzerinde yattığım kumun birkaç metre ötesinde, kumlara saplanmış şekilde bulmam fazla geç olmadı. Hemen gözlüğün olduğu yere doğru attım vücudumu, kumlarda bir süre süründükten sonra gözlüğe ulaştım ve yerine taktım. Şöyle derin bir "oh" çektikten sonra ayağa kalktım, artık etrafı daha net seçebiliyordum. Ancak...Bir dakika ! Eksik olan şey sadece gözlük değildi ! Flamingo tüylerinden yapılmış şal'ım kollarımı gıdıklamıyordu, yüzüklerimin bulunduğu ellerim en az 3-4 kilo hafiflemişti...Hatta...Pantolon ! Evet, pantolonum yoktu. İç çamaşarım bile yerinde değildi. Çıplaktım ulan ! Sadece kırmızı gözlükleriyle kumun ortasında duran çıplak bir adam. Kim bilir, dışardan nasıl bir görüntü veriyordum çevreye. Şu an beni gören 3.bir şahıs'ın yerinde olmak istemezdim, hem zaten kimsede yoktu etrafta, rahattım, sanırım...Yerden bulduğum yaprak parçasını çüküme yapıştırdıktan sonra, kumun üstünde ilerlemeye başladım. Kavurucu güneşin altında birkaç metre ilerledikten sonra, kulağımda bir müzik yankılanmaya başladı. Tanıdık bir müzikti bu, ritimini çok iyi seçebiliyordum. Melodisi tanıdıktı. Dur ! Hayır hayır hayır hayır hayır, olamaz. Bu müzik...Malesef çok tanıdık bir müzikti bu, hemde çok !
- Hey Ma- Hey Ma- He-He-He-He-He-He-He-HEY Mambo. Mambo Caramela Hey Mambo !
Bu lanet müzik, çocukluğumda büyüdüğüm okama adasında gün boyu dinlenilen mambo müziğiydi. Müziğin geldiği yöne kafamı çevirdiğimde, o sahneyle karşılaştım. Kumların üstünde üzerime doğru koşmakta olan yüz milyonlarca okama ! Baykuş gibi sonuna kadar açık göz kapakları ve koşarken ağızlarından dışarı çıkmış pervane gibi savrulan dilleri iştahlarını açıkça gösteriyordu. Büyük bir iştahla üzerime koşuyorlardı, korkuyordum. Kaçmaya çalıştığımda, ayaklarımın kumlara gömüldüğünü fark ettim. Her yer yavaş yavaş kararıyor demek isterdim ama, daha da kötüsü...Pembeleşiyordu. Gökyüzünden denize kadar pembe bir atmosfer sardı etrafı, müziğin şiddeti artmışken üzerime koşan okama'ların bağrışları daha da çileden çıkarıyordu beni.
- Juroo-Chan
- Juroo-Chin
- JJJJUUUUURRRRRROOOOO-BOYYEE
....
..
- Hyaaaaaaaa !
Gemiyi inleten çığlığım eşliğinde ranzamdan yere düşmüş ve geminin sallanmasına neden olmuştum. Sigh. Rüyaydı bu da. Her akşam gördüğüm korkunç rüyalardan bir tanesi daha. Okama adasından kovulduğumdan beri, tüm okamaların bana düşman olduğunu düşünmeye başlamıştım küçüklüğümden beri...Rüyalarım git gide sıklaşıyordu ve artık korkmaya başlamıştım. Ruhumun bir isyanımıydı bu, o içime hapsolmuş ruhun ? Hani, gülmekten başka bir ifade takınamama sebep olan içimde sıkışıp kalan ruh bana bir şeyler mi anlatmaya çalışıyordu ? Yatağımın ucundaki aynaya baktığımda, terler içinde kalmış bedenimin aksine surat ifademin anormal derecede mutlu görünmesi yine tedirgin etmişti beni. Ehl-i keyf suratımı ve terler içindeki bedenimi gören uykudan değilde, seks'ten yeni çıktı falan sanardı. O derece anormaldi. Fazla takılmadan hemen üstümü değiştirdim, gözlüğümü ve flamingo tüylü şalımı taktım. Sarı saçlarımı elimle düzenledim, dar pantolonumu zar zor bacaklarımdan yukarıya çektim...Kamara'nın kapısını açtığımda hava'nın güzelliği enerji doldurmuştu tekrardan yorgun bedenime. Derin bir nefes çektim ve günlük ritüel'ime başlamak için geminin güvertesine doğru ilerledim.
Bizim kusayaro'lar henüz uyanmamıştı anlaşılan. Bu fırsatı iyi değerlendirerek geminin boş güvertesinde " Kenpo " çalışmamı yapabilirdim. Tabii, çalışmayı yapmak için müzikte gerekiyordu ve o kusayaro'lar müziğime ve çalışmama sürekli musallat oluyordu. Asil kıçlı Fyodor, klasik müzik zırvasından başka bir şey dinlemezdi zaten. O müzikten ne kadar keyif aldığıda tartışılırdı, müziğe bir kere " asillerin müziği " damgası yapıştımı onun ilgisini çekmek için yeterliydi. Teybimi geminin ucundaki yılan motifinin üstüne koydum, ardından denizin ortasına demirlemiş gemimizden yükselen ezgiler tüm okyanusa eşlik etmeye başladı. " Hey Mambo " . Müziğin her ezgisinde, her notasında okyanus canlılarının kıpırdaştığını hissedebiliyordum. Ruhuma ilaç gibi gelen müziğim'i bir süre dinledikten sonra pozisyonumu aldım, çalışmak için hazırdım.
-Yiha.
Havayı delebilecek tekmeler...Doğa'nın ritmini dinlemek ve vücudunu o ritme göre ayarlayabilmek. Kenpo'nun temeli buydu işte. Müziğin her notası, eklemlerimi oynatmam için bir direktif gibiydi. Sadece müziği kullanma kılavuzuymuş gibi görüyor, onun baya söylediklerini uyguluyordum. Bir yandanda havanın, okyanusun, rüzgarın ritmini dinlemekteydim. Müzik ile birlikte adımlarımı attıktan sonra haraketimi bacaklarımı 180 derece açtığım bir tekme ile tamamlıyordum. " İchi-Ni, İchi-Ni, İchi-Ni, Darbeeee ! " . Gözlerimi kapattığımda havanın ritmini dinleyerek adımlarımı sürdürdüm. Mambo müziğim ise doruklara ulaşmış, en hareketli bölümlerine gelmişti. Doğal olarak takip ettiğim ritim artmış ve adımlarımın hızı çoğalmıştı.
-İchi Ni , İchi Ni, İchi Ni, İCHİ Nİ İCHİ....Sigh. Yoruldum...İ-İİİİİchi N-Nnnnni....
Müzik sonlanırken, hareketimi tamamlamalıydım. Yüksek tempoda ki müziğin verdiği gaz ile havaya öldürücü darbemi savuracak ve bugünlük ritüelimi tamamlayacaktım. Adım adım adım adım adım ritim ritim ritim ritim ritim dans dans dans dans dans dans veeeeeee...." ÖLDÜRÜCÜ DARBEEEEEEE !!!! "
Havaya savurduğum muazzam tekmenin ardından havayı her zamankinden daha sert delmiştim. Garipti, havanın akımı öldürücü hızda savrulan tekmeme bu kadar direnç gösteremezdi. Müzik sonlanırken, ayağımda ki acının arttığını anlamaya başladım. Gözümü açtım, bulunduğum yer antremana başladığım bölgeden baya uzaklaşmıştı. Anlaşılan baya bir kaptırmıştım kendimi. Geminin en ucunda olduğumu anladığımda, hışımla hemen kafamı arkaya çevirdim. SANIRIM, NE OLDUĞUNU TAHMİN EDEBİLİYORDUM ! Bu kadar kısa bir mesafeden...Oh, evet, tekmemin darbeyi vurduğu yer tahmin ettiğim gibi hava değildi. Bu Gemimizin Önündeki Kuyruğunu Yiyen Yılan Motifinin Kafasıydı ! Tekmem kafayı ortadan ikiye ayırmıştı...
-Oyhş, bizim tayfa uyanmadan kafayı yerine oturtmanın bir yolunu bulsam iyi olacak !