Şeytan Meyveleri

Moderatör: GM-One Piece

Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen GM-One Piece tarih Cum Oca 28, 2011 10:21 am

Bu başlık, şeytan meyvenizi yaratacığınız başlıktır. Logia, İmba Paramecia ve Antik/Mistik Zoan gibi meyveleri başlarken almanın herhangi bir yolu yoktur. Bu meyveler sadece rp içerisinde bulunarak elde edilebilir.

Normal Paramecia ve Zoan tipi meyveleri almakta ise serbestsiniz. Aşağıdaki forma meyvenizin özelliklerini ayrıntılı ve düzenli bir şekilde açıklayınız. Eğer baştan savma bir açıklama yaparsanız, ileride bazı yanlış anlaşılmalara kurban gidebilirsiniz.


Meyvenin İsmi:(Açıklamaya gerek var mı?)
Meyvenin tipi:(Paramecia veya Zoan, hangisiyse onu yazacağınız bölümdür. Logia ve Özel Zoanlar başlangıçta alınamaz.)
Özellikleri:(Meyvenin özellikleriyle güçlerini ayrıntılı bir şekilde yazacağınız bölümdür.)
Savaş Stili:(Meyvenin nasıl kullanıldığını yada karakterinizin ne şekilde kullandığını yazacağınız bölümdür. Sonuçta herkesin aynı gücü aynı şekilde kullanması beklenemez...)
Avantaj,Dezavantajları:(Meyvenin kişiye sağladığı avantaj ve dezavantajları genelleyerek yazacağınız bölümdür.)
Meyve Statı: (Meyve, Dövüş Yeteneği ve Meslek alırken bu üçüne dağıtmanız gereken 3 stat puanının içerisindedir.)
Örnek Rp:(Meyvenizi incelemeden önce rp seviyenizi değerlendirmemiz lazım. Bu nedenle buraya yazacağınız Rpye özen gösterin.)
Kullanıcı avatarı
GM-One Piece
Game Master
Game Master
 
Mesajlar: 2125
Kayıt: Prş Eki 15, 2009 9:24 pm
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Versailles Lupin tarih Pzr Şub 27, 2011 3:23 am

Onaylandı fakat: Meyve statına 1 verdiğiniz için başlangıçta bu kadar çok özellik ile başlayamazsınız. Çıkarılanlar, ileride öğrenilebilecek olanlar aşağıda yazılmış ve renklendirilmiştir.

Mane Mane No Mi ( Klon Klon Meyvesi )
Meyvenin tipi: Paramecia
Özellikleri:
Dokunduğun kişinin şekline bürünmeni sağlayan meyvedir. Dolandırıcılık için biçilmiş kaftandır...Mimikler harici tüm fiziksel özelliklerini kopyalar ve mimikleride kendi oyunculuk yeteneği ile tamamlar bu meyvenin sahibi. Mane Mane Montaj gibi özellikleride vardır, mesela dudaklar Angelina Jolie'nin dudakları iken göğüsler Scarlett Johanson'dur. Tek bir görünüm aldığında da işler daha inandırıcı olur tabii ki.
Savaş Stili: Dövüş gücü yoktur.
Avantaj,Dezavantajları:
+ İnsanları kandırabilme (Bu sizin kendi yeteneğinize bakar.)
+ Ortalıktan çabuk sıvışabilme (Bu sizin kendi yeteneğinize bakar.)
+ Dönüşülen kişinin fiziksel özelliklerini alma (yetenekleri hariç.) (Onaylandı.)
- Dönüşüm halindeyken dövüşemez. (Onaylandı. İleride Meyve Statınızı arttırdıkça bu durum ortadan kalkabilir.)
- Mimikleri kendi uydurmak zorundadır. (Onaylandı.)
- Kişiye en az bir defa dokunulmalıdır. (Onaylandı.)

Meyve Statı: 1
Not: Daha önceden alabileceğim şekil sayısı kontenjanı 5'idi. Fakat öncekinde dövüş gücümde vardı, bunda dövüş gücüm yok. Bu yüzden tayfa üyelerim harici en az 10 kişiye dönüşebilmek istiyorum dokunduğum kişilerden. 10 + 5 şeklinde. (Bu olayın dövüş gücünüz ile bir ilgisi yok. Meyve Statınız 1 olduğu için 5 kontenjan yeterlidir. Meyve statınıza gelen her yeni statta 1 dönüşüm kontenjanı kazanırsınız.)
Örnek Rp:

Evren kapanmadan 1 saat önce free rp yapmıştım yeni karakterimle, sonra evren kapandı o.o Boşa gitmemiş olur hem...Aynı meyve özelliği ile yazılmış rp idi.

...Gözlerimi açtığımda tam tepemden yansıyan güneş ışınları bir süre hiçbir şey görememe neden oldu. Yüzüme gölge yapması amacıyla elimi güneş ışınlarının geldiği yere kaldırınca, gözlüğümü aramak için fırsatım olmuştu. Nerdeydi bu lanet gözlük, uyurken bile çıkmazdı gözümden nasıl çıkmıştı yerinden ? Üzerinde yattığım kumun birkaç metre ötesinde, kumlara saplanmış şekilde bulmam fazla geç olmadı. Hemen gözlüğün olduğu yere doğru attım vücudumu, kumlarda bir süre süründükten sonra gözlüğe ulaştım ve yerine taktım. Şöyle derin bir "oh" çektikten sonra ayağa kalktım, artık etrafı daha net seçebiliyordum. Ancak...Bir dakika ! Eksik olan şey sadece gözlük değildi ! Flamingo tüylerinden yapılmış şal'ım kollarımı gıdıklamıyordu, yüzüklerimin bulunduğu ellerim en az 3-4 kilo hafiflemişti...Hatta...Pantolon ! Evet, pantolonum yoktu. İç çamaşarım bile yerinde değildi. Çıplaktım ulan ! Sadece kırmızı gözlükleriyle kumun ortasında duran çıplak bir adam. Kim bilir, dışardan nasıl bir görüntü veriyordum çevreye. Şu an beni gören 3.bir şahıs'ın yerinde olmak istemezdim, hem zaten kimsede yoktu etrafta, rahattım, sanırım...Yerden bulduğum yaprak parçasını çüküme yapıştırdıktan sonra, kumun üstünde ilerlemeye başladım. Kavurucu güneşin altında birkaç metre ilerledikten sonra, kulağımda bir müzik yankılanmaya başladı. Tanıdık bir müzikti bu, ritimini çok iyi seçebiliyordum. Melodisi tanıdıktı. Dur ! Hayır hayır hayır hayır hayır, olamaz. Bu müzik...Malesef çok tanıdık bir müzikti bu, hemde çok !

- Hey Ma- Hey Ma- He-He-He-He-He-He-He-HEY Mambo. Mambo Caramela Hey Mambo !

Bu lanet müzik, çocukluğumda büyüdüğüm okama adasında gün boyu dinlenilen mambo müziğiydi. Müziğin geldiği yöne kafamı çevirdiğimde, o sahneyle karşılaştım. Kumların üstünde üzerime doğru koşmakta olan yüz milyonlarca okama ! Baykuş gibi sonuna kadar açık göz kapakları ve koşarken ağızlarından dışarı çıkmış pervane gibi savrulan dilleri iştahlarını açıkça gösteriyordu. Büyük bir iştahla üzerime koşuyorlardı, korkuyordum. Kaçmaya çalıştığımda, ayaklarımın kumlara gömüldüğünü fark ettim. Her yer yavaş yavaş kararıyor demek isterdim ama, daha da kötüsü...Pembeleşiyordu. Gökyüzünden denize kadar pembe bir atmosfer sardı etrafı, müziğin şiddeti artmışken üzerime koşan okama'ların bağrışları daha da çileden çıkarıyordu beni.

- Juroo-Chan
- Juroo-Chin
- JJJJUUUUURRRRRROOOOO-BOYYEE

....
..

- Hyaaaaaaaa !
Gemiyi inleten çığlığım eşliğinde ranzamdan yere düşmüş ve geminin sallanmasına neden olmuştum. Sigh. Rüyaydı bu da. Her akşam gördüğüm korkunç rüyalardan bir tanesi daha. Okama adasından kovulduğumdan beri, tüm okamaların bana düşman olduğunu düşünmeye başlamıştım küçüklüğümden beri...Rüyalarım git gide sıklaşıyordu ve artık korkmaya başlamıştım. Ruhumun bir isyanımıydı bu, o içime hapsolmuş ruhun ? Hani, gülmekten başka bir ifade takınamama sebep olan içimde sıkışıp kalan ruh bana bir şeyler mi anlatmaya çalışıyordu ? Yatağımın ucundaki aynaya baktığımda, terler içinde kalmış bedenimin aksine surat ifademin anormal derecede mutlu görünmesi yine tedirgin etmişti beni. Ehl-i keyf suratımı ve terler içindeki bedenimi gören uykudan değilde, seks'ten yeni çıktı falan sanardı. O derece anormaldi. Fazla takılmadan hemen üstümü değiştirdim, gözlüğümü ve flamingo tüylü şalımı taktım. Sarı saçlarımı elimle düzenledim, dar pantolonumu zar zor bacaklarımdan yukarıya çektim...Kamara'nın kapısını açtığımda hava'nın güzelliği enerji doldurmuştu tekrardan yorgun bedenime. Derin bir nefes çektim ve günlük ritüel'ime başlamak için geminin güvertesine doğru ilerledim.

Bizim kusayaro'lar henüz uyanmamıştı anlaşılan. Bu fırsatı iyi değerlendirerek geminin boş güvertesinde " Kenpo " çalışmamı yapabilirdim. Tabii, çalışmayı yapmak için müzikte gerekiyordu ve o kusayaro'lar müziğime ve çalışmama sürekli musallat oluyordu. Asil kıçlı Fyodor, klasik müzik zırvasından başka bir şey dinlemezdi zaten. O müzikten ne kadar keyif aldığıda tartışılırdı, müziğe bir kere " asillerin müziği " damgası yapıştımı onun ilgisini çekmek için yeterliydi. Teybimi geminin ucundaki yılan motifinin üstüne koydum, ardından denizin ortasına demirlemiş gemimizden yükselen ezgiler tüm okyanusa eşlik etmeye başladı. " Hey Mambo " . Müziğin her ezgisinde, her notasında okyanus canlılarının kıpırdaştığını hissedebiliyordum. Ruhuma ilaç gibi gelen müziğim'i bir süre dinledikten sonra pozisyonumu aldım, çalışmak için hazırdım.
-Yiha.

Havayı delebilecek tekmeler...Doğa'nın ritmini dinlemek ve vücudunu o ritme göre ayarlayabilmek. Kenpo'nun temeli buydu işte. Müziğin her notası, eklemlerimi oynatmam için bir direktif gibiydi. Sadece müziği kullanma kılavuzuymuş gibi görüyor, onun baya söylediklerini uyguluyordum. Bir yandanda havanın, okyanusun, rüzgarın ritmini dinlemekteydim. Müzik ile birlikte adımlarımı attıktan sonra haraketimi bacaklarımı 180 derece açtığım bir tekme ile tamamlıyordum. " İchi-Ni, İchi-Ni, İchi-Ni, Darbeeee ! " . Gözlerimi kapattığımda havanın ritmini dinleyerek adımlarımı sürdürdüm. Mambo müziğim ise doruklara ulaşmış, en hareketli bölümlerine gelmişti. Doğal olarak takip ettiğim ritim artmış ve adımlarımın hızı çoğalmıştı.

-İchi Ni , İchi Ni, İchi Ni, İCHİ Nİ İCHİ....Sigh. Yoruldum...İ-İİİİİchi N-Nnnnni....

Müzik sonlanırken, hareketimi tamamlamalıydım. Yüksek tempoda ki müziğin verdiği gaz ile havaya öldürücü darbemi savuracak ve bugünlük ritüelimi tamamlayacaktım. Adım adım adım adım adım ritim ritim ritim ritim ritim dans dans dans dans dans dans veeeeeee...." ÖLDÜRÜCÜ DARBEEEEEEE !!!! "

Havaya savurduğum muazzam tekmenin ardından havayı her zamankinden daha sert delmiştim. Garipti, havanın akımı öldürücü hızda savrulan tekmeme bu kadar direnç gösteremezdi. Müzik sonlanırken, ayağımda ki acının arttığını anlamaya başladım. Gözümü açtım, bulunduğum yer antremana başladığım bölgeden baya uzaklaşmıştı. Anlaşılan baya bir kaptırmıştım kendimi. Geminin en ucunda olduğumu anladığımda, hışımla hemen kafamı arkaya çevirdim. SANIRIM, NE OLDUĞUNU TAHMİN EDEBİLİYORDUM ! Bu kadar kısa bir mesafeden...Oh, evet, tekmemin darbeyi vurduğu yer tahmin ettiğim gibi hava değildi. Bu Gemimizin Önündeki Kuyruğunu Yiyen Yılan Motifinin Kafasıydı ! Tekmem kafayı ortadan ikiye ayırmıştı...
-Oyhş, bizim tayfa uyanmadan kafayı yerine oturtmanın bir yolunu bulsam iyi olacak !
Resim






Yaş:
20
Deniz: South Blue
Kafa Ödülü: -
Tayfa: Ouroboros
Meslek: Dolandırıcılık
Dövüş Yeteneği: -
Meyve: Mane Mane No Mi
Beli: 6.800
Upgrade: +2 Meyve Statı + 6 görünüm kontenjanı
Tamamlanan Görevler: -
Yetenek: Dönüşüm

Gemi Özellikleri:Standart başlangıç gemisi özellikleri
Resim
Temel Stat Puanları:
Güç: 4
Dayanıklılık: 6
Hız: 10

Toplam Puan: 3
Meyve: 3
Dövüş Yeteneği: 0
Meslek: 2



Dönüşüm Listesi [ Güncel ]
Xerxes ______________ Ragna ______________ Leonard
Resim Resim Resim
Dead Scream ____________ Scott _____________ Vital
ResimResimResim

Ganokichi ___ Tina Flank
ResimResim





We Are Ouro...BROS !
Resim

Resim
Kullanıcı avatarı
Versailles Lupin
Ouroboros Tayfası
Ouroboros Tayfası
 
Mesajlar: 107
Kayıt: Pzr Şub 27, 2011 2:42 am
Konum: Biyaku
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Fingershark tarih Pzr Şub 27, 2011 3:26 pm

Versailles Lupin; Mane Mane No Mi Onaylandı!
Resim
Together we stand...
Divided we fall...
Ranger, you may be alone...
But don't worry!
Friends of the desert, will be here for you!
Kullanıcı avatarı
Fingershark
Emekli Admin / Green Apple
Emekli Admin / Green Apple
 
Mesajlar: 452
Kayıt: Prş Eyl 16, 2010 10:00 pm
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Jumber Leon tarih Pzr Şub 27, 2011 3:59 pm

Meyvenin tipi: Zoan- Neko Neko no Mi (Model Liger) (Meyve onaylanmıştır. Şimdilik boyut olarak; yarı dönüşüm 3 metre civarı tam dönüşüm ise boy olarak bir insanın göbeğine gelecek şekilde, uzunluk olarakta normal bir aslandan biraz daha büyük olacaktır. Bu ileride gelişebilir. Zaten bahsettiğiniz gibi büyümeyi sağlayan bir hormon salgılamadığınızdan giderek çok daha gelişmiş bir vücuda sahip olabilirsiniz.)
Özellikleri: Kaslanlar erkek aslan ve dişi kaplanın cinsel birleşimi sonucu oluşan melez hayvanlardır. Kedigillerde bilinen en büyük hayvan olup ömürleri boyu hiç durmadan büyümeye devam ederler. Güçleri bir aslanınkinden fazla olmakla beraber, cüsselerine rağmen esneklik konusunda sorun yaşamazlar...Cinsel birleşim sırasında ki duygu ve düşüncelerine göre spermlerindeki kromozomları değişme uğrayabilir.Aslanlar gibi günde 50 sefere kadar cinsel birleşimde bulunabilirler... 700 kiloyu geçmektedirler. Kilo ve cüsselerinin aksine kas ve vücut yapıları sayesinde aslan kadar hızlı koşabilirler... Bu hayvanların boyutları çeneleri düşürecek ölçülerde; arka ayaklarının üstündeyken yaklaşık 4 metreye kadar uzanabiliyorlar. Bu hayvanların bu kadar büyük olmasını sağlayan faktör, bedenlerinin büyümeyi durdurucu bir madde salgılamaması.
Savaş Stili: Yakın Dövüş.
Avantaj,Dezavantajları: Normal Şeytan Meyvesi Avantajları.
Meyve Statı: 2
Örnek Rp: Gerekli kişiye gönderilmiştir.

Not: Adminlerin neredeyse hepsiyle görüşülmüştür kaslan alınıp alınamayacağı. Belirteyim dedim.
Resim
Juerda Nero'nun yaratıcısından.
Adalet... dağıtılmaya kaldığı yerden devam ediyor.


Resim
Yaş: 20
Deniz: West Blue
Kafa Ödülü: Kafa keseriz.
Tayfa: Marine!
Beli: 3.000.000
Upgrade: 8(+2 güç statı, dayanıklılık, hız.. +3 Meyve Puanı.. +2 Dövüş yeteneği)
Tamamlanan Görevler: 3
Yetenek: Dövüş yeteneği temel puan 1 (+2)
Meyve Statı: 2(+3)
Neko Neko no Mi- Model Liger
Lions Gate

Gemi Özellikleri: -
Pasiflik Derecesi: -
Arena Puanı: -

Temel Stat Puanları:
Güç: 6 (+2) 8
Dayanıklılık: 6 (+2) 8
Hız: 8 (+2) 10

Saldırı Listesi
Half Step
Scream C-Rank
Lions Power C-Rank
Lions Combination B-Rank
One İnch Punch B-Rank
Animal soul B-Rank
Prey C-Rank
Resim
Kullanıcı avatarı
Jumber Leon
Marine
Marine
 
Mesajlar: 148
Kayıt: Çrş Şub 02, 2011 10:47 pm
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Fingershark tarih Pzr Şub 27, 2011 5:17 pm

Meyve Onaylanmıştır.
Resim
Together we stand...
Divided we fall...
Ranger, you may be alone...
But don't worry!
Friends of the desert, will be here for you!
Kullanıcı avatarı
Fingershark
Emekli Admin / Green Apple
Emekli Admin / Green Apple
 
Mesajlar: 452
Kayıt: Prş Eyl 16, 2010 10:00 pm
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Versailles Lupin tarih Pzr Şub 27, 2011 7:45 pm

Meyvem ile ilgili; kontenjanıma tayfa üyeleride dahil mi ? Onlar olmasın en azından 4 + 5 şeklinde olursa iyi olur, her defasında pandiklemek zorunda kalmayayım bizimkileri :twisted:
Resim






Yaş:
20
Deniz: South Blue
Kafa Ödülü: -
Tayfa: Ouroboros
Meslek: Dolandırıcılık
Dövüş Yeteneği: -
Meyve: Mane Mane No Mi
Beli: 6.800
Upgrade: +2 Meyve Statı + 6 görünüm kontenjanı
Tamamlanan Görevler: -
Yetenek: Dönüşüm

Gemi Özellikleri:Standart başlangıç gemisi özellikleri
Resim
Temel Stat Puanları:
Güç: 4
Dayanıklılık: 6
Hız: 10

Toplam Puan: 3
Meyve: 3
Dövüş Yeteneği: 0
Meslek: 2



Dönüşüm Listesi [ Güncel ]
Xerxes ______________ Ragna ______________ Leonard
Resim Resim Resim
Dead Scream ____________ Scott _____________ Vital
ResimResimResim

Ganokichi ___ Tina Flank
ResimResim





We Are Ouro...BROS !
Resim

Resim
Kullanıcı avatarı
Versailles Lupin
Ouroboros Tayfası
Ouroboros Tayfası
 
Mesajlar: 107
Kayıt: Pzr Şub 27, 2011 2:42 am
Konum: Biyaku
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Fingershark tarih Pzt Şub 28, 2011 7:10 pm

Meyve yeteneği 1 puan olduğu için başlangıçta 9 kişi çok abartı olur. Bu şekilde tam kararında. Takım arkadaşlarında kontenjan kaplayacak, onlarda insan sonuçta.
Resim
Together we stand...
Divided we fall...
Ranger, you may be alone...
But don't worry!
Friends of the desert, will be here for you!
Kullanıcı avatarı
Fingershark
Emekli Admin / Green Apple
Emekli Admin / Green Apple
 
Mesajlar: 452
Kayıt: Prş Eyl 16, 2010 10:00 pm
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Fingershark tarih Prş Mar 10, 2011 6:51 pm

Gomu Gomu no Mi'ye tekrardan bakıldı.
Resim
Together we stand...
Divided we fall...
Ranger, you may be alone...
But don't worry!
Friends of the desert, will be here for you!
Kullanıcı avatarı
Fingershark
Emekli Admin / Green Apple
Emekli Admin / Green Apple
 
Mesajlar: 452
Kayıt: Prş Eyl 16, 2010 10:00 pm
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Laetanil Veassen tarih Cum Mar 11, 2011 10:12 pm

Pitto Pitto No Mi ( Çukur Çukur Meyvesi ) (Onaylandı. Şuanlık meyve üzerindeki kontrolünüz biraz acemice olacaktır. Çok büyük problem yaşamasanızda, gölgeye girmek, çıkmak gibi işler rahat 3-4 saniye alabilir. Bir gölgeden diğerine sıçrama işide bu şekilde olacaktır.)
Meyvenin tipi: Paramecia

Özellikleri: Bu meyveyi yiyen kişi gölgelerin içine sığınabilme yeteneğine sahiptir. Bu meyveyi kullanan kişi gölgelere sığınarak bir müddet gölgenin içinde durabilir.

Savaş Stili:
Bu meyve direk saldırma amacıyla kullanılmaz, fakat diğer saldırı hareketleriyle kombine edilebilir.

Avantaj,Dezavantajları:

Meyveyi yiyen kişi bir insanın rahatça geçebileceği bir çapta olan tüm gölgelere sığınabilir. Yani kullanıcının çapından daha küçük olan bir gölgeye sığınması söz konusu değildir.
Meyveyi yiyen kişi ,yakınındaki gölgelere hızlı bir şekilde geçiş yapabilir. Tabi bu direk yerin altından olmaz. Bunu yapabilmek için bir gölgeden sıçrıyıp öbür gölgeye geçmesi gerekir. Bu hareketin hızı, kullanıcının hızına ve tecrübesine bağlıdır.
Gölgenin içine sığınan kişi dışarısını görebilsede, dışarıdan gölgenin içinde olduğu gözükmemektedir.
Meyveyi yiyen kişi vicudunun istediği kısmını gölgeden çıkartabilir. Örneğin sadece kolunu çıkartır veya sadece kafasını.
Meyveyi yiyen kişi gölgenin içine nesneler sokabilir.Bunun belirli sınırı yoktur. Fakat gölgenin alanına bağlıdır. Örneğin sadece kullanan kişinin hacminin sığacağı bir gölge ise kullanıcı küçük eşyalar sokabilir. Eğer gölgenin hacmi devasa ise kullanıcı fazla abartmadıkça gölgenin içine belirli büyüklükteki nesneler sokulur.( Örneğin kullanıcı dev bir şatonun gölgesine bir gemi sokmayı denerse ve bu gemi şatonun gölgesine sığsa bile gölge onu red edecektir.)
Meyveyi yiyen kişi istediği müddetçe gölgenin içinde durabilir.
Meyveyi yiyen kişi gölgenin içinden hiç bir yere temas etmeden zemine dik bir şekilde çıkabilir.

Meyveyi yiyen kişi hâlâ gölgenin içerisindeyken eğer gölge yok olursa kişi gölgenin yok olduğu yerde yere yatma pozisyonunda yüzeye çıkar.
Gölgeye sertçe vurulan bir silahla kişiye bir zarar gelmesede kişi otomatik olarak yavaşça dışarıya çıkar. Tabi bu esnada kişi kendisini dışarıya doğru çeker ise bu süre daha kısa olabilir.
Eğer gölge bir insanın rahatça ilerliyebileceği bir gölge ise ( Örnek: 5m x 5m) Kişi bu gölgenin içinde haraket edebilir fakat başlangıç düzeyindeki korsan için ilerleme uzunluğu 2 metredir. Kişi 2 metre ilerledikten sonra otomatik olarak bel hizasına kadar dışarıya çıkar. Eğer kişi isterse gölgenin içine tekrardan girerek 2 metre daha ilerliyebilir. ( Bunu, yunusların belirli sürelerde oksijen almak amacıyla dışarıya çıkmasına eş tutabiliriz. )
Meyvenin en büyük dez avantajı olarak kişi her gölgeyle temasında , gölgeyle temas eden yeri gölgenin içinden geçer. Bu nedenle kullanan kişi geceleri çok sıkıntı yaşamaktadır. Tabi buna çözümler bulunabilir. ( Örnek: Altında ışık olan ayakkabılar. )
Normal meyve dezavantajları


Meyve Statı: 2

Örnek Rp:


Ahşap gemide, herkes kendi işiyle uğraşıyordu. Mürettabat bu engin ve sinirli rüzgârları avantajlı bir şekilde kullanmak için kendini yırtarak rüzgârlara cevap veriyor, direk ve halatlara tırmanan korsanlarda halatlara sımsıkı, canlarını dişine takarak halatları tutuyorlardı. Kaptan ise dimdik durarak ellerini arkasında kavuşturmuş, bembeyaz bir yüz ile geminin tam ortasında dikilmiş, geminin kontrolü için talimatları tüm tayfaya dağıtıyordu. Ne kadar işi kolay gibi gözüksede bu gemiyi sağlam tutabilmek için elinden geldiğince uğraşıyordu masum kaptan. Nede olsa bu gemi onun gemisiydi. Asla sadece gemi denilerek geçemezdi. Bu gemi onun onuru ve şerefiydi. İşte bu soğuk havada herkes zorlu birer işle uğraşırken hepsinin tek bir ortak yanı vardı. Bu da geminin müzisyeni olan Leon'un , bu onurlu tayfa için yarattığı bir besteydi. Hepsi bu şarkıyıcı tüm gönüllerinden haykıra haykıra, tüm denize, hatta denizin krallarına duyurarak söylüyorlardı. Belkide tüm bu tayfayı ayakta tutan bu şarapçı Leon'un kulağa saçma gelen şarkısıydı. Koskoca tayfayı sadece bu şarkı nasıl ayakta tutabilirdi ki? Ama bunu anlamak için gerçek bir korsan ruhuna sahip olmak lâzımdı. Şarkının son kıtasında olduğu gibi " Sadece korsanlar hayatta kalır, Renkli Gözün Tayfası'nda. " Ne kadar saçma olsada gerçekleri ne güzel anlatmış Leon. Kendisi günün çoğunu alkol alarak geçirir. Alkol onun için ganimettir. Alkol alır ve bir iki mısra yazar. Sonra ise onu tayfadaki dostlarıyla okurdu. Evet, onlar Renkli Gözün Tayfası'ndaydılar. Hepsi genç ve cesur bir avuç gençti. Bu da onların hikayesini anlatıyordu.

Etraf çok kötüydü. Denizler korsanların gemisinden bıkmışçasına, sularını çalkalıyıp gemiyi bir oyana bir buyana sallıyordu. Bu sert fırtına ise ona eşlik ediyordu ve bu gemiyi batırmaya çalışıyordu. Hangi sersem bu gemiye kafa tutabilirdi ki? Bu tayfa sadece böyle rüzgârlara boyun mu eyecekti? Şaka yapıyor olmalıydı. Ama bu cesaretli konuşmayla kim kandırılabilirdi ki? Kaptan ne kadar daha böyle düşünsede aslında biliyordu. Bunlar alışagelmedik sert rüzgârlardı. Dev bir kaya gibi duygusuzca ufka bakarken gür ve kalın bir sesle bağırdı. " Rotamızı değiştiriyoruz. Rotamız Tetsu Kasabası. " Demesiyle dev gibi vicudunun yanında kalan küçük ve ahşaptan yapılan, üzerinde çeşitli ustalıklar sergilenen sehpadan bir adet harita aldı ve haritaya biraz göz attıktan sonra başını olumlu bir şekilde salladı. Ardındansa haritayı masaya koydu. Tabi bunu yaparkende tüm tayfanın soğuktan donmuş ve ses geçirmez kulaklarında bu sözler yankılanmıştı ve hepsi bir ağızdan bağırmıştı. " Anlaşıldı! " Bu korsanlar acemi değillerdi. Uzun yıllardır buralarda takılıyorlardı. Daha GrandLine'a gitmeselerde hepsi kendini yetenekli görüyordu. Nede olsa onlar Renkli Gözün adamıydı.Dalgaların sarsmasından daha şiddetli bir sarsılmayla geminin yönü değişti. Koyu bulutlar nedeniyle ise etraf pek gözükmüyordu. Ama onlar inanıyorlardı. Kaptanın sözlerini her zaman inanmışlardı.

Güneşin kendisini yavaş yavaş göstermesiyle Uzun bir yolculuktan sonra kumun şiddetli sürtülmesiyle gemi karaya yanaşmıştı. Tüm mürettebat ise ne bir keyif yapmayı düşünüyordu nede biraz yemek yemeyi. Dün akşam herkes bu gemiyi sağ sağlim kıyıya getirmek için çok büyük uğraşlar vermişti ve herkes geminin karaya yanaşmasıyla yorgun gözlerini kapatmışlardı. Kimisi direğin üzerinde, kimisi halattan yapılan filede sızmış, kimisi ise olduğu yerde eskimiş ahşapın üzerine kendini bırakmıştı. Fakat bir şey hep aynıydı. Kaptanın o ciddi ve dik duruşu. Gemi durduktan bir kaç dakika sonra ellerini yavaşça çözüp gemiyi gözünün ucuyla göz gezdirdikten sonra hafifçe tebessüm ederek kamaraya doğru ilerledi.

Herkes büyük bir horultuyla bulutlu ve soğuk bir havada titriyerek uyurken bir patlama sesiyle tüm tayfa gözlerini açmış ve yorgun bedenlerini zor olsada ayağa kaldırıp etrafa bakabilmişlerdi. Geminin önünde yükselen bir takım toz ve kart bir şekilde insan sesleri yükseliyordu. Kamaranın kapısı gıcırtılı bir inlemeyle açılmıştı. Herkes refleks olarak kafasını o yana çevirdiğinde kapıdan çıkan kaptan konuştu. " Saldırıya uğradık. Silahlarınızı alın! " İşte sonunda bir zafer müjdesi gelmişti onlar için. Yenileceklerini akıllarından bile geçirmiyorlardı. Nede olsa onların gizli bir silahı vardı; Elendil. O bir şeytan meyvesi yemişti ve kullanım alanında gayet ustaydı. Bir çok zaferin kapısını aralıyan ve kaptanın en çok güvendiği adamlardan birisiydi. Kendisi hakkında pek bir şey bilinmiyordu. 20'li yaşlarda siyah saçlı, güneş gözlüğü takan, üstünde daima giydiği beyaz bir tişört, mavi bir kot şort ve bir tutam sakalı vardı. Elendil saldırı sırasında ayaklarıyla halatlardan sarkınarak uyuyordu ve saldırı esnasında güverteye düşmüştü. Uykulu gözlerle ayağa kalkarken kaptan atıldı. " Herkes aşşağıya, şunlara biraz ders verelim. " Kısa sürelik sessizliğin ardından tüm tayfa büyük çığlıklarla halatlara tutunarak aşşağıya atlama başladı. Kaptan ise geminin ucuna geçti ve klasik duruşunu yaptı. Kollarını arkasında birleştirip savaşı izliyordu. Elendil uyuşuk bir kaç uyanma egzersisinden sonra elindeki el işi küçük bıçağıyla yere bir kaç metre yükseklikten yere atladı. Elendil'in elinde daima ışık saçan bir eldiven ve ayaklarında ise ışık saçan bir ayakkabı vardı. Bunun nedeni meyvesiyle olan bağlantısıydı. Elendil savaşı bir kaç saniye izledi. Görünüşe göre savaşı kazanıyorlardı. Sadece bir takım haydut, yanlış gemiye çarpmıştı. Haydutların sayısı azdı ve bu pek adil değildi. Elendil alaycı bir sesle bağırdı. " Herkes geri çekilsin. " Elendil'e saygıları vardı. Ciddi bir saygıdan çok Elendil'in sözlerini dinlerlerdi. Korsanlar biraz sırıtıp geriye çekildikten sonra haydutlar bir an yaşayacaklarını zannedip sevinmişlerdi. Fakat bunun nedeni Elendil'in onları kendi eliyle halletmek istemesiydi. Tayfadaki adamlar geri çekildikten sonra karşısında kılıçla donanmış 10 kadar haydut sayabilmişti. Adamların tamamı çekildikten sonra ise Elendil tekrardan atıldı. " Hadi bir iddiaya girelim. Eğer beni yenerseniz özgürsünüz. Yenemezseniz zaten iddiayı kaybetmiş oluyorsunuz. " Ciddende Elendil ne kadar neşeli biri olsada düşmanın moralini altüst etmeyi çok iyi biliyordu. Bunun üzerine haydutlar biraz korkup birazda yaşama azmiyle küme küme Elendil'e doğru koşturdular. Önde iki kişi geliyordu. Bunlar onun için kolay bir avdı. Nede olsa can korkusundan sadece koşturuyorlardı. Hatta öleceklerini bile biliyor olmalıydılar. İlk önce hızlı bir şekilde planını kurguladı. Geminin gölgesine girip rakiplerinin gölgesine sıçrıyacaktı ve ardından arkalarına geçip ikisinide öldürecekti. Rakipleriyle arasında 2 metre kala kendisini yere doğru saldı ve adeta kumların içinden geçermişçesine görünürden kayboldu. Bununla birlikte kumu tozlandırarak 2 adamda hayretler içinde durdular. İlk önce etrafına bakındılar. Fakat artık çok geçlerdi. Oltaya çoktan takılmışlardı. Elendil seri bir şekilde bir yunus gibi diğer gölgeye atladı ve bir kaç saniye sonra elindeki iki adet küçük bıçakla gölgeden dışarıya çıkarak rakiplerinin sırtına doğru bıçağı fırlattı. Tam isabet. Adamları sırtından vurmuştu ve 2'side yere yığılmıştı. Bununla birlikte gölgeden yavaşça dışarıya çıktı ve adamların sırtından bıçaklarını alarak diğer rakiplerini beklemeye başladı. Bu sırada tüm tayfa çığlıklar içinde tezahurat yaparken bu baskıya dayanamayan iki haydut arkalarına bile bakmadan kasabaya doğru büyük bir gürültüyle koşmaya başladılar. Ama ne faydası vardı ki? Tayfanın nişancısı Lee , eline altıpatlarını alarak rakiplerine iki el ateş etti. Bu sırada ortamda ölüm sessizliği hakimdi. Herkes ne olduğunu anlıyamamış ve Lee ise artistik bir duruşta gülümsüyordu ve yanında taşıdığı siyah şapkasıylada bir yandan yüzünü örtüyordu. İşte Lee buydu. Tayfanın gizli koruyucusu . Herkes neler olduğunu anladıktan sonra bir kez daha yüksek sesle bağırmaya başlamışlardı. Fakat Elendil bundan hiç mutlu olmamıştı: " Lee, seni sersem. Nasıl olurda benim adamlarıma bulaşırsın! " Fakat bunu söylerken ciddi değildi ve gülümsüyordu. Aslında tayfasında bu kadar kabiliyetli insanları görmek onu mutlu ediyordu. Biraz sırıttıktan sonra adamları parmaklarıyla saymaya başladı. 1..2..3.. Tam 5 kişi vardı. Bunlardan 2'si zaten şuan Elendil'e doğru koşuyordu. Onları farketmişti ama kıpırdamaya niyeti yoktu. Kendisini biraz riske atacaktı. Fakat bir kaç saniye içinde biri sağdan ve biri soldan iki kişinin ona kılıç savurduğunu farketti. Yana kaçamazdı. Zaten kaçmak gibi niyeti yoktu. Daha adamlar havadayken ve ona tam vurmak üzereyken kendisini yere salarak adamların gölgesine girdi. Adamlar yere ayak bastıklarında Elendil yerden çıktı ve daha adamlar ne olduğunu anlıyamadan bağırdı. " Mirā hansha " Saldırının adı aynadaki yansımaydı buydu: Aynadaki Yansıma. Kişi birden yere geçip ardından kişinin arkasına çıktığı için kişinin yansıması gibi oluyor. Bu yüzden saldırıya bunun adını vermişti. Öndeki iki zavallıya görme fırsatı verememişti. Elendil büyük bir soğukkanlılıkla bıçakları adamların beyinciklerine doğru soktu. Bir miktar kan yüzüne gelmişti. Bunu ne kadar sevmesede bu işinde olmazsa olmazlarındandı. Yüzüne ya senin kanın gelirdi. Yada rakibinin. Yüzünü koluna sildikten sonra bağırdı. " Hey Duke, sende düşündüğümü mü düşünüyorsun? " Tabikide onu düşünecekti. Sonuçta herkes bu saldırıyı görmek için izliyordu bu savaşı. Duke Sırıtarak cevap verdikten sonra daha önceden indirdiği 6 tane taşı kucaklıyarak kalan 3 haydutu geçecek şekilde fırlattı. Duke çok iri ve güçlü bir adamdı. Zaten bu saldırı Duke sayesinde aklına gelmişti. Taşların çapları ise Elendil'in çapından biraz daha büyüktü. Elendil ise Duke' ün kayaları atmasından önce büyük bir hızla rakiplerine doğru koşturmaya başlamıştı. Duke kayaları attıktan sonrası çok önemliydi. Zamanlama kusursuz olmalıydı. Zaten uzun zamandır buna çalışıyordu ve emindiki başaracaktı. Rakipleri daha ne olduğunu anlıyamadan zor ve korkak bir şekilde kılıçlarını Elendil'e gösterip savunma pozisyonunu aldılar. Kayalar tam adamların üzerine gelmişken Elendil önüne gelen ilk gölgeye atladı. Yaklaşık 5 saniye ve tüm adamlar ölmüştü. Nasıl mı? Kayaların gölgesinden sıra sıra sıçrıyarak her seferinde bıçakları adamlara sokmuştu tabi fakat kayalar sürekli haraket ettiği için bu saldırıdan etkilenerek Elendil'de biraz kumların tadına bakmak zorunda kalmıştı. Herkes çığlıklar atarak Elendil'in yanına geldi ve Elendil'i yukarıya kaldırarak ilerlemeye başladılar. Zaferlerini kutlıyacaklardı. İşte Renkli Gözün bir özelliğiydi bu. Onlar için sıradan bir gündü. Hayat böyle olunca onlar için güzeldi ve şimdi ise en sevdikleri şeyi yapacaklardı. Yiyeceklerdi ve içeceklerdi! En önde Elendil'i taşıyan grup ve en arkada ise Kaptan Renkli Göz vardı. Gidiyorlardı. Zafer dolu maceralarını köyün yabancılarına anlatmaya gidiyorlardı.


Not: One Piece konusunda acemiyim. Bir şeyler yapmaya çalıştım. Eksiklerim ve hatalarım varsa düzeltirseniz sevinirim
En son Laetanil Veassen tarafından Cum Haz 24, 2011 3:13 pm tarihinde düzenlendi, toplamda 3 kere düzenlendi.
Resim
Resim

Resim
Yaş: 23
Deniz: East Blue
Kafa Ödülü: -
Tayfa: Kaizoku no Kuruseida
Dövüş Yeteneği: Tek el bıçak kullanımı
Meyve: Pitto Pitto no Mi
Beli: -

Temel Stat Puanları:

Güç: 4
Dayanıklılık: 6
Hız: 10

Meyve: 2
Dövüş Yeteneği: 1
Meslek: 1




Saldırı İsmi: Kage Kara( C-rank )
Kullanılan Meyve: Pitto Pitto no Mi
Kullanılan Silah: 1 adet bıçak
Saldırı Açıklaması: Bu saldırı bir tür gizli saldırırdır. Kişi gölgenin içindeyken elini gölgeden dışarıya çıkartarak elindeki bıçağı rakibine doğru fırlatır. Saldırının menzili ise kişinin fırlatma hızına bağlıdır.
Gereklilik: 1 adet bıçak. Gölgenin içine barınmak. Hız
Upgrade:


Saldırı İsmi: Kabe Kombo( C-rank )
Kullanılan Meyve: Pitto Pitto no Mi
Kullanılan Silah: -
Saldırı Açıklaması: Bu saldırının kullanılabilmesi için kişinin duvardaki bir gölgeye girmesi gerekmektedir. Ardından ise gölgedeki kişinin rakibine uzanabilmesi lazımdır. Yani rakip kişi duvara neredeyse 1 metre kadar yakın olmalıdır. Bu sırada kişi kollarını gölgenin içinden çıkartır ve rakibinin kafasını tutar. Ardından ise büyük bir hızla kendisine doğru çeker. Kişi gölgenin içine giremeyeceği için rakip kafasını duvara çarpar.Fakat rakibin kafası bu esnada bırakılmaz. Kafa duvara vurulduktan hemen sonra saldırıyı yapan kişi rakibinin alt kısmına dizi ile tekme atar.
Gereklilik: Duvardaki gölgenin içine barınmak. Rakibin gölgenin yakınında olması.
Upgrade:
Kullanıcı avatarı
Laetanil Veassen
 
Mesajlar: 28
Kayıt: Sal Mar 08, 2011 7:50 pm
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Re: Şeytan Meyveleri

Mesajgönderen Lux Legatus tarih Cmt Mar 12, 2011 9:59 pm

Meyvenin tipi: İro iro no mi – Renk renk meyvesi - Paramecia (Onaylanmadı. Size yaratacağınız renklerle debuff ve buff yapmayı sağlayan bir meyve veremeyiz. Bazı meyvelerin birden fazla özelliği olabilsede, bu meyvenin kişiye sağlayacağı özellikler ne yazıkki birden çok daha fazla.)
Özellikleri: Kullanıcının doğa ile bütünleşmesini sağlar. Çeşitli renkler ile çoğu şeyi kullanabilme hakkı kazanır. Bunlar bazen buff, debuff olabilir. Renkleri katılaştırarak savaşır. Doğanın renkleri onun hizmetindedir.
Savaş Stili: Bartitsu stili ile harmanlayarak ve stilsiz şekilde kullanabilir. Genel olarak temasla işledikleri için temasa önem verir.
Avantaj,Dezavantajları:
+Renkleri doğayla bağdaştırarak kullanır. Her rengin ayrı bir özelliği vardır.
-Genel olarak vücut teması ile işler.
-Özelliklerin saldırı olarak yaratılması gerekir.
-Normal şeytan meyvesi dezavantajları.

Meyve Statı: 1
Örnek Rp:
Ahh... O günleri hatırlamak istemiyorum... Gerçekten ızdırap dolu günler. Sanki yeni doğmuş bir bebek gibi. Hatıralarım o andan başlıyor. Hah tabi bir bebekten farklı olarak benim anılarım o andan başlıyor. Gençliğimden... Uyandığım zamanı hatırlıyorum. İlk sözlerimi. Hareket edecim halim yokken yüzüstü bir saldaki tahtaların üstünde yatan ben... Çok net hatırlıyorum o günleri. Her yerim ağrıdan geçilmiyor bir haldeydim. Kafam yan şekilde yatıyordum. Aynı bir ölü gibi. Ellerim düz bir şekilde duruyordu uyandığımda. Avucum gökyüzüne bakar şekilde. Sadece altımda bir şort. Huh. Yarı çıplak. İlk yaptığım hareketi hatırlıyorum. İki, üç dakika bekliyorum. Düşünemiyorum. Çünkü kafam boş. Düşünecek bir şey yok. Hatırlamıyorum hiçbir şey. Hiçbir şey hissetmiyorum. Ellerimi düzeltip yere bastırarak güç almaya çalışıyorum ve bu sırada gözümü açıyorum. Biraz ayağa kalktıktan sonra gözlerimi açıyorum. İşte ilk sözlerim. “Ben kimim?” İşte bitmiş bir adamın ilk sözleri. Ayağa kalkmaya bile halim yoktu. Adeta çırpınıyordum orada. Ellerim titriyordu. Sallanıyordu. Yapacak bir şey? Yoktu. Kendimde bile değildim. Ve sonra olan şey. Açlıktan cılız kalan ellerim beni taşıyamadı. Düştüm ve ilk hissimi de öğrenmiş oldum. Acı. Evet acı. Hayata başlama hissim.

Ama sonra ne oldu biliyor musunuz? Hah. O zaman inanamamıştım tabi. Biri benle konuşmaya başladı! O zaman anlamamıştım! Kafamın içinde o kişinin sesi yankılanıyordu! “Sen özelsin. Benim elçim olmak için tarafımdan seçildin.” demişti bana. İnanamamıştım. Yerde bitkin halde yatarken bu ses de neydi? Kendimi toparlamalıydım. Zaten küçük olan salda kendimi döndürerek sırtüstü döndüm ve kafamı yukarı kaldırdım. Boynumu hareket ettirirken o kadar acımıştı ki... Sanki boynumu yeniden yerine takıyorlardı. Kaç gündür o şekilde yattığımı merak etmeye başlamıştım. Ama şimdi daha önemli şeyler vardı. Kafamdaki ses gibi şeyler. Söylediğim şeyler... “Sen kimsin?” Hala son gücümle onun kim olduğunu anlamaya çalışıyordum. Sanırım eski benden kalma bir şeydi bu. Hah. Aslında biraz sürpriz oldu o an bana. Gizli bir kişilik beklemiştim. Ama direk söylemişti kim olduğunu. “Benim adım Lucifer. Siz bana şeytan diyorsunuz. Ama ben sadece egoist bir babanın emirlerine uymayan ve kendi aklına sahip olan, düşünebilen bir meleğim.” Ne diyordu? Şeytan mı? Gözlerimin sonuna kadar açmamla güneşin gözlerimi sonuna kadar yakması bir olmuştu. Acıdan inlerken birden içimden konuşma isteği geldi nedense. “Hahaha. Şeytan dediğin şey nedir bilmem. Ama bilmemde gerekmiyor. Egoist bir babanın sözüne uymayan asi bir şey. Bildiğim şey bu kadar. Bakalım. Senin elçin midir nedir işte ondan olmam için bana bir sebep göster. Öyle bir sebep göster ki senin için hayatımı adayabileyim değil mi şeytan? Yada her neysen işte.” O zaman bu kadar başı buyruk olduğuma inanamıyorum... Ama bugünkü halime gelmem için gerekli bir konuşmaydı diyebilirim. Hatta eminim. “Hahaha! Seni sevdim çocuk. Halini görüyor musun? Yoksa hatırlatmam gerekli mi? Ben artık senin her şeyinim. Bana günahların yaratıcısı diyorlar. Yalancıda diyorlar. Ama bak bana. Gücüme bak. Yapabileceklerime bak. Sence yalan söyleyecek biri miyim? Gerekli mi? Şunu söyleyeyim. Hafızanı silen kim zannediyorsun? Geçmişte işlediğin günahları duysan bile inanmazsın. Yağmur damlalarıyla kurtulabileceğin şeyler değiller. Seni ömrünün sonuna kadar takip edecek şeyler. Seni onlardan kurtardım. Sana yeni bir hayat sundum. Denizin ortasındasın ve ayağa kalkmaya bile halin yok ama bana artistleşiyor musun? Şunu söyleyeyim. Sen bir hiçsin. Şu dünyayı düşün. Ne kadar küçük olduğunu. Ama ben sana bir amaç verebilirim. Bundan sonrası için. Her şey için. Sadece dediklerimi yap ve bundan sonra benim içi yaşa. Ben de sana hayat sonrası güzellikler sunayım.” Aaaah. Hatırladıkça başım ağrıyor. Ama hatırlamadan yapamıyorum. Cılızlıktan solmak üzere olan elimi havaya kaldırdım ve güneşi kapadım. Gözümü yakıyordu. Elim titriyordu. Tutamıyordum. Son gücüme doğru yaklaştığımda elimi yumruk yaptığımı ve halimi anladığımı hatırlıyorum. Dolambaçlı bir yolda amaçsız bir kuklaydım. Sadece etrafta kendimi yiyip bitiriyordum. Tek şansım Lucifer’a güvenmekti. Ben de öyle yaptım. Nasıl olsa sonradan kaldırıp atacağım bir piyon diye düşündüm. Beni kurtarmasını istedim o an. Sözlerim şöyleydi. “Lucifer. Teklifini kabul ediyorum. Ama ne kadar süreceğine emin değilim. Belki de karaya çıkınca seni satarım ha? Ne dersin? İyi düşün bence.” Yüzümü hafif bir gülme almıştı. Ama gülmeyle beraber ard arda hiç durmadan öksürmeye başlamamda bir olmuştu. Başım dönüyordu, kendimde değildim. “Ahaha. Satmayacağına eminim. Daha doğrusu satamayacağına. Kafanı kaldır. Arkana bak. Sana bir sürprizim var.” Büyük bir sürprizdi aslında. Kafamı kaldırdığımda gördüğüm şey bir meyveydi. Bembeyazdı. Gözümü kör edecek derecede diyebilirim. Tamamen yuvarlak bir meyveydi. Ne ara gelmişti o oraya? Hiç fark etmemiştim. Bu cılız halimden olsa gerek. Bir canavara dönmüştüm adeta o an. Ellerimle kendimi çekerek meyveye ulaşmış ve onu bir hayvan gibi parçalaya parçalaya yemiştim. Aslında Lucifer’ın sözleri kafamı kurcalamıştı. Satamayacağını? Ne anlama geliyordu bu? Ama o an o önemli değildi. Sadece meyveyi yemekle meşguldüm. Ben meyveyi yerken Lucifer tekrar konuşmaya başlamıştı. “İşte böyle. Hahaha. Tamda benim elçime yakışır davranışlar. Direnme. Bırak gelen yağmur ve fırtına seni yönlendirsin. Bugüne kadar yaptığın her şeyden arın ve ikinci şansını yaşa.” Öylede olmuştu. Hatırladığım şey. Meyveyi yemeyi bitirdikten sonra sırtım hareketlenmeye başlamıştı. Garip hissediyordum. İnsansı olmayan bir duygu gibiydi. Sonra hatırladığım şey yağmurun başlayıp, şimşeklerin çaktığı. Yarım saat ardından ise salım ters dönmüş. Denizin ortasında sürüklenip karaya vurmuştum. Orda bir balıkçı bana baktı. Gerçi onları öldürdüm. Lucifer öyle söylemişti. Arkamda iz bırakmamak için.

Şimdi mi? Her şeyi biliyorum. Yediğim şey neydi? Şeytan ne demek? Tanrı nedir? Nasıl yaratıldık? Ama önemli değil. Hala Lucifer’a tapıyorum. Çünkü neden biliyor musunuz? Çünkü ben koskocaman bir denizin ortasında tek başıma yatarken bana yardım eden oydu. O lanet olası Tanrı veya onun yalaka melekleri değildi! Lucifer farklı... Bir şey yaparken düşünüyorum! O sadece yapmamı söylüyor ama zorlamıyor! Çünkü bu bizim yeteneğimiz. Düşünmek. Başka insanlardan emir almıyoruz. Biz farklıyız. Biz üstünüz. Ben ona tapıyorum. Ama lanet olası bir beni kurtardığı için değil! Tanrı’nın o kuralları. İçki içme! Kumar oynama! Seks yasak! Bunlarda düşünmemizi kısıtlamıyor mu ha!? Dışarıdan belki şeytanın kölesi olan bir oyuncak gibi görülebilirim. Ama önemli değil. Çünkü ben özgürüm. Siktiğimin ötesi dünyasıda sikimde değil. Hala geçmişin peşindeyim. O zamanlar çokta önemli değil. Siktiğimin anıları. Benim aradığım şey oradaki bir detay. O zamanki hayallerim. O zamanki hayalimi bulup onun için yaşamak istiyorum. O zamana kadar ve ondan sonra hayalimin el verdiğince Lucifer’ın isteklerini yapmaya razıyım. Hah. Bu kadar uğraştığım hayalim bende çığlık atma isteği uyandıracak kadar beni şaşırtacak bir şey olsa iyi olur. Yoksa... Aslında bunu hiç düşünmemiştim. Siktir! Neyse. Bu kadar öğrendiğin yeter. Ama şimdi seni öldürmek zorundayım.
Lux Legatus
 
Mesajlar: 3
Kayıt: Cmt Şub 12, 2011 12:36 am
Günlük: Günlüğü Görüntüle (0)

Sonraki

Dön One Piece

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Bing [Bot] ve 1 misafir