gönderen Eryndur Celebniel tarih Pzr Nis 24, 2011 2:43 pm
Eryndur bir odada her türlü zenginliğe ulaşmış bir şekilde oturup çevredeki hizmetçilerine emirler yağdırıyordu. Kendi kendine bu nasıl gerçek olabilir diye sorup çevredeki herkesten bir şeyler isterken her istediği birkaç saniye içinde yerine getiriliyordu. Duvarlar boydan boya kendi posterleriyle donatılmış altında ‘’En güçlü dövüşçü’’yazıyordu. Suratındaki hafif sırıtmayla bulunduğu yerin keyfini çıkarırken odanın içinin birden dalga sesleriyle dolmasıyla irkildi. Camlar sallanırken camların kırılıp dalgaların içeri dolmasıyla göt korkusuna kapılan Eryndur en yüksek yere çıkmaya çalışması ve birden her şeyin bulanıklaşıp kararmasıyla dalgaların sesini daha rahat duyuyor ve kendini kuru ve tozumsu bir zeminde yatıyormuş gibi hissediyordu. Ağır ağır açılan göz kapaklarıyla irkilip birden doğrularken ‘’Tanrım! Şöhretim, paralarım nerede!’’ diye haykırdı bir anlığına. Sonra yavaş yavaş onun sadece bir rüya olduğunu hatırlayıp ayağa kalkerken nasıl buraya geldiğini hatırlamak için beynini zorlamaya başladı. Yavaş yavaş beynine akın eden düşünceler dün akşamı sislik bir şekilde beyninin içinde Eryndur’a gösteriyordu…
Yemeğini yemeden piçlik yapmak için kaptan kamarasına doğru çıkıyordu. Birkaç gün önce kapı aralığından gördüğü o yumruk büyüklüğündeki elmas oldukça dikkatini çekmişti. Bu parayla istediği her şeyi yapabilir tayfa aramaktan yorulduğu için kendi tayfasını bile kurabilirdi. Aklında bin bir türlü hayalle kaptan kamarasının penceresinin altına gelirken çevreyi piç bir sırıtmayla taradı. Daha sonra cama bakıp camın açık olduğunu görünce suratını daha bir sırıtma kaplamıştı. Ayaklarını yaya dönüştürüp hızlı bir şekilde geniş kamaraya dalarken hızlıca çevreyi kontrol etti. Oda bomboştu, zaten öylede olmalıydı çünkü o lanet moruk şimdi bir gemiyi bile alabilecek büyüklükteki midesini doldurmakla meşgul olmalıydı. Ağır adımlarla kaptanın masasına doğru ilerleyip masanın altında bir anahtarı çekip çıkarırken içten içe moruğun ne kadar gerizekalı olduğunu düşünmeden edemiyordu. Hangi aptal böyle değerli bir anahtarı bu kadar basit bir yere saklardı ki. Yüzünü masanın arkasındaki dev iğrenç tabloya döndürürken o dışa çıkmış burun kıllarından bu herifin kaptanın babası olduğunu anlamak zor değildi. Midesi bulanmadan tabloyu sağ tarafa kaydırırken arkadaki demir kasaya anahtarı sokmuş hızlıca açmış ve içindeki o koca elmasla birlikte gözleri parıldamıştı. Elması ceplerine zar zor sığdırıp camın yanıan ilerlerken iki salağın camın altında içki içip öpüşmeleri içinden birkaç küfür savurmasına neden olmuştu. İçten içe niye başka yerde yiyişmiyorsunuz lan diye haykırıyordu. Planındaki hafif pürüzle kapıya yönelirken dışarıdan hiçbir ses duymamasıyla birlikte kapıyı hızla açıp tam dışarı çıkarken koridor boyunca uzanan yolda kendi yaşlarında bir veledin onu görüp hızla yanına koşmasıyla her şey alt üst olmuştu…
Lanet piçi bir şeylerden şüphelendirmeden buradan uzaklaşmaya denediyse de o şerefsizin çenesi susmak bilmiyordu. Tabi kaptan fazla uzun sürmeden yanlarına damlamıştı. Eryndur o herifin nasıl hızlı doyduğunu anlam veremeyerek herife bakarken, adam kapıyı açık unuttuğunu hatırlamış olacak ki kapıyı açıp dağınık odayı ve açık kasayı gördüğünde doğruca Eryndur’a bakmıştı. Eryndur’da gerizekalıca bir hareketle suçu önündeki çocuğa atınca ortalık karışmıştı. Eryndur o lanet çocuğun kaptanın oğlu olduğunu nerden bilebilirdi ki? Uzun bir sırıtma ve ikna çabasından sonra kaptanı kandırmak için çıkardığı elması elinden düşürüp koşmaya başlamıştı. Geminin içinde sıkışıp kalmıştı adeta, ta ki saatlerce koşturup sonunda bir kayığı aşağı indirip kaçana kadar…
Tabi ondan sonra tam kaçtığını düşünüp yolcu gemisinden gelen gök gürültüsü seslerinden sonra sandalına düşen bir gülle her şeyi karartmıştı. Hangi akıllı bir yolcu gemisinde top saklardı ki! İyi ki sandal parçalarına tutunmayı başarmıştı, daha sonra halsizleşip her yerden tamamen kararmıştı zaten. Şimdide bu lanet ıssız adadaydı. Hemen sol tarafında başka bir herif yatıyor gibiydi. Yavaşça ayağa kalkıp kumların üzerinde yürürken içindende birkaç lanet savurmayı ihmal etmiyordu. Herife ‘’Hey iyimisin?!’’ diye bağırarak sordu. Eğer uyanmazsa geberip gitmişse belki üstünde birkaç şey bulup buradan tüye bilirdi…