Kage ve yanınızda bir temsilci jounin ile çıktığınız yolculuğunuz, üç gün kadar sürüyor. Hava iyiden iyiye soğuyup her yer karla kaplandığında nihayetinde demir ülkesine varmış olduğunu anlayabiliyorsunuz. Yolda birkaç kez tamamen zırhla kaplanmış samuraylara rastlasanız da, kage giysisini gören samuraylar size bir şey yapmıyorlar. Yalnızca devriyede gibiler. Karlar arasında geçen bir günlük yolculuğun ardından büyükçe kalemsi bir mekana ulaşıyorsunuz. Burada sizi kapıda görevliler karşılıyor. Geldiğiniz haber verildiğinde, kalenin kumandanı ve toplantının liderliğini yapacak olan Shin-Lu kaleden çıkarak sizi karşılıyor ve içeri alıyor. Geniş taş koridorlardan geçirilerek odalarınıza götürülüyorsunuz. Koridorlar meşalelerle aydınlanıyor ve tavan o kadar yüksek ki, loş ışığın altında adeta tavanı görememektesiniz. Odalarınız geniş ve yalnızca bir pencere, bir şömine ve bir yatak bulunuyor odada.
Katılımcılar: Ikamaru Akiaya - Kaguya Sato
Out: İşim olduğundan çok ayrıntılı yazamadım, bu tip bir girişimiz olsun. Cuma akşamı seri rpye başlayacağız. Pazar akşamına kadar bitmesini umuyorum, aktif olmaya çalışın lütfen. Birbirinizle yahut diğer köylerden herhangi birileriyle karşılaşmadığınız varsayılıyor. Jounin ve Kage görüşmüş olsa bile sizin hiçkimseyle görüşmediğinizi, ertesi sabaha kadar yalnızca odanıza kaliteli bir tepsi yemek ile su geldiğini ve bir görevlinin ise şöminenizi yaktığını varsayıyoruz. Rp sırası şuanlık yoktur. Bir sonraki GM mesajına kadar istediğiniz kadar rp yapabilirsiniz.
gönderen Kaguya Sato tarih Prş Kas 24, 2011 1:06 am
__ Kış tüm mermilerini soluk almadan atarken..bizi ısınmak için icat ettiklerimiz esir aldı. __
Görev günü gelip çattığında.. Klan alanı içerisinde Kokuru-san hariç neredeyse tüm orta düşük rütbeli klan mensupları Sato'ya iyi şans ve uğur getirmesi için toplanmışlardı. Tüm hengameden önce Sato tüm klan sakinlerinden daha sonra uyumuş ve çok daha önce uyanmıştı yavaş fakat ahenkli bir şekilde ekipmanlarını bilemiş eksiksiz bir şekilde çantasına ve cübbesinin ceplerine yerleştirmişti. Tüm gece kendisini esir alan gerginlik yeni günün ışığıyla tekrar hortlamıştı... Mizukage-sama ile ilk defa bu kadar yakınen karşılaşacak olmanın getirdiği gerginlik, üzerindeki kürke rağmen yüzüne yediği ilk kış rüzgarı ile artmıştı.
Fakat dediğim gibi cahil kaguyaların o hengamesi şans ve uğur getirmeyecek olsa da Sato'nun gerginliğini bir nebze almış gibiydi. Artık yüzü normal bir ifadesizlikte sabit ve adımları her zamanki gibi nereye gittiğini bilen birinin adımlarına dönüşmüştü. Büyük klan kapısından çıkar çıkmaz kendini daha bir evinde hisseden Sato.. Görev bildirgesinde bahsedilen noktaya ulaştığında.. ulaşımdan sorumlu bir kaç kişi ile birlikte ilk gelenlerden sayılırdı.
Sonrasında Honkoktu-sensei ve Mizukage-sama beraber gelerek sanki orada kimse yokmuşcasına '' Gidelim.. '' denildi. Ve 3 gün sürecek zorlu yolculuk başlamıştı. Bu üç gün Sato için hiçte zor geçmemişti kah.. aşağıya iniyor önden kontrol ediyor.. kah hızını azaltarak arkayı alıyordu.. Tüm rutin kontrollerden sonra ancak içeri giriyor ve kemikleri bu kadar sağlam oldukları için klanına teşekkür ediyordu.
Kar iyice etkisini gösterdiğinde devriye atan bir kaç zırhlı samuraya denk gelmişti kervan fakat onlar sadece rutin güvenliği sağlamak için orada gibiydiler. Zırhlı adamların gözlerini bile seçemeyen Sato.. onların kervana baktığına ancak yüzlerindeki zırhın ağır seyreden kervanın gidiş yönüne doğru döndüğünde emin olabiliyordu.
Kar kıyametin içerisinde yaklaşık bir gün daha yol aldıktan sonra büyükçe taş bloklardan yapılmış bir kaleye vardırlar. Görevliler karvanı karşılar karşılamaz toplantının liderliğini yapacak olan Shin-Lu, Mizukage-sama'yı,Honketsu-sensei'yi ve tecrübesiz chuunini bizzat karşılıyordu. Sato..gördüğü simalar hakkında çıkarım yapmaktan çok otomatiğe bağlamış bir makine gibi yapılması lazım geleni yapıyor ve konuşmadan ortamı dinleyerek sonradan kullanmak üzere bilgi ediniyordu.
Bu bilgiler öyle ahım şahım şeyler değildi fakat bir adam hakkında bilgi sahibi olmak içinde onun o ortamda dünyaları anlatmasını bekleyemezdiniz. O an Shin-Lu'nun kibar üslubu.. yapmacıklık mı yoksa sahicilik çizgisine mi yakın.. yoksa kaypaklık mı? .. Yada en kötüsünden bir tereddüt yakalamaya çalışıyordu..kısacası her şeyi emmeye çalışıyordu Sato.. en ufak mimikleri bile aklına kazıyor ve asla unutmayacağına yemin ediyordu.
En sonunda geniş taş koridorları aşabilen Sato'ya şöyle denildi.. '' İşte buyrun burasıda toplantı süresince sizin için ayrılmış olan oda. Biraz biri sizinle ilgilenmeye gelecek.'' Ve o da şöyle karşılık verdi..Ki bu ağzından çıkan ilk kelimeydi.. '' Teşekkür ederim..'' . Odanın içerisinde bir pencere bir şömine ve bir yatak bulunuyordu.. Odanın dışından da anlaşılacağı gibi içi de büyük taş bloklardan yapılmıştı. Sato tam bu düşünceler içerisindeyken oda kapısının tıklatılması üzerine... '' Girebilirsiniz..'' diyerek içeri çoktan bir adımını atmış olan görevliyi süzdü.. Görevli hiç konuşmadan elinde ki bir tepsi yemek ile bir bardan suyu bırakarak buz gibi odanın içerisine insanoğlu'nun ilk icadı ateşi taşımıştı.Görevli geldiği gibi sessizce odada Sato'yu Sato ile bırakarak kayboldu. Bir çırpıda yatağı şöminenin önüne taşıyan Sato.. ayakları şömine alevine bakacak şekilde yatağa uzandığında garip bir şekilde kendisini Kirigakure'nin nemli çimeninde sırt üstü yatıyor ve güneş yüzünden çok ayaklarına vuruyorken buldu. Ve kendini bıraktı.. yarın ve sonraki gün ve sonraki gün.. ölene kadar yaşayacağı her gün için hazır olmayı umarak gözlerinden sağlam olanı kapattı.. Nede olsa o bir shinobiydi ve tek gözle uyumak zaruri bir ihtiyaçtı. . .
Bembeyaz bir günah
Kaguya Sato
İsim:Sato Yaş:15 Cinsiyet: Erkek Boy:1.72cm Kilo:66kg Element:Fuuton Klan:Kaguya Köy:Kirigakure Rütbe:Chuunin Seviye:C rank Ryo:0 ryo Görev Puanı:22 puan Çanta/Kıyafet:Standart Shinobi Pack Eşyalar:4 kunai, 8 shuriken, 2 sis bombası, 1 patlayıcı parşömen, 1 misina Chuunin kıyafeti C/B Chuunin Kıyafeti C/B-Rank Ekipman taşımaya uygun olan iki bölmesi vardır. Birisi sağ göğüste (4 kontenjan) diğeri ise bacaktadır (3 kontenjan)
-Sağ göğüs: 2/2 Kunai, 1/1 Patlayıcı parşömen.
-Sağ bacak:1/1 Misina, 2/2 Shuriken
Kişisel ekipman: Katana ( Kabza kısmı ense kökünün soluna yatık bir şekilde sırtta durur.)
Fiziksel Stat Puanları Güç:6 Hız:8 Dayanıklılık:6
Shinobi Stat Puanları Ninjutsu:7 Genjutsu:- Taijutsu:9 Chakra:10
Jutsu Listesi: @Megami Mai B rank* @Tsubaki no Mai D rank @Karasu Bunshin no Jutsu C rank @Shunshin no Jutsu D rank @Kazekiri C rank @Teshi Sendan C rank @Yanagi no Mai C rank @Karamatsu no Mai B rank @Suto-ka no Mai B rank * naruto-f195/jutsu-yaratim-basligi-t5664.html *
Kasılan X'ler: @Tsubaki no Mai 3X @Shikotsu Myaku 3X (Kemik Kontrolü) @Yanagi no Mai 2X @Karamatsu no Mai 2X @Suto-ka no Mai 2X @Katana kullanımı 2X @Meditasyon 2X Takım Çalışmaları/Özel Çalışmalar: @Gizlilik 2X @Megami Mai 2X ----
Soğuk denebilecek bir sabahtı, Konoha' nın henüz aydınlandığı soğuk saatlerdi. Genç denebilecek bir kızcağız, evinin salonunun kapısında dikilmiş, sessizce içeriye doğru bakıyordu. İçeride ise en az onun kadar sessiz kesilmiş iki kişi, annesiyle babası, hepsinin yüzünde benzer, fakat farklı anlamlar taşıyan ifadeler. Biri kızına hayatındaki en büyük pişmanlığı taşıyormuş gibi bakıyordu, diğeri her an panik krizine girebilecekmiş gibi bakıyordu, bir yandan parmaklarıyla oynarak. Kız ise kafasını hafifçe eğmiş bir temiz döşemeleri süzüyordu, bir de onları, ne diyeceğini bilmiyormuş gibi. Salona kurulmuş döşeğin üstünde her zamanki gibi yatan adam, gözlerini kızından ayırmadan üstündeki battaniyeyi hafifçe sıktı, pişmandı. Soru sormadığı için pişmandı, belki de en başta birşeylere izin verdiği için. Böyle hissetmemesi gerektiğini bilirken duygularının önüne geçmek, onun için o an imkansız olmalıydı.
- Baba, lütfen...
Kızın sözleri ile oldukları yerde rahatsıca kıpırdanan ikili bu sefer birbirilerine de bakmaya başlamışlardı. Yapabilecekleri bir şey yoktu konuşmaktan başka, fakat dökecekleri sözlerin birilerini incitmesinden korkuyorlardı. Yaklaşık beş dakika boyunca süren, fakat hepsine en az yarım saattir bunu yaşıyorlarmış gibi gelen durumu bozan, bozmak zorunda kalan kız olmuştu. Yere bakarak ve ayaklarını yavaşça yerde sürüyerek isteksiz bir şekilde onlara yaklamış ve döşeğin başına gelene kadar da durmamıştı. Babasının ve başucunda oturan annesinin yanına vardığında ise başını tekrar kaldırıp onlara bakmıştı.
Bundan sonrası içinse çok hızlı gelişmişti. Kız eğilip ikisini de öpmüştü yanaklarından ve sarılmıştı teker teker, özellikle uzun zamandır yanına bile gitmeye çekindiği adama, her zaman korkmuştu diyeceklerinden, ilerlemek istediği yolu sözleriyle baltalamasından korkmuştu, ne kadar zamanında o da o yolda ilerlemiş olsa bile. Fakat bu noktaya geldikten sonra sözler durdurmaya yetmezdi kimseyi. Belki hala her şeyin üstesinden gelememişti Aki fakat bazı korkularını yatıştırmayı başarmıştı bu zamanda. Özellikle de, babasından duyduğu korkuyu. İkisini de öpüp geri çekildeğinde üzgün bir yüz ifadesi ile gülümsemiş ve onları sevdiğini söylemişti, ilginç bir şekilde bunu ne kadar uzun zamandır söylemediğini hatırlayarak... Sonuç olarak sözleriyle kestiği sessizliğin tekrar geri dönmesiyle salondan çıkmak için kapıya yönelmişti, bundan sonra evin kapısında hazır olan eşylarını sırtlanıp, kısa sürmesini umduğu yola çıkacaktı. Ne kadar bundan korkuyor olsa bile. O kapıdan çıkarken bacaklarını oynatabilen kişinin ayaklanmış ve peşinden gelmişti, ayak sesleri arasında ise yüreğini eriten o kalın ve sert sesi duymuştu. "Ben de seni seviyorum. Dön. Sağ sağlim dön, sana güvenmeliyim." Ses kalın ve sertti belki, fakat yine de yumuşacık sözler sarfetmişti ve Aki' nin uzun zamandır duymak istediklerini söylemişti. O an, ne kadar dönüp adama sarılmak istese de bunu yapmamıştı, bu isteğini dönüşüne saklayacaktı, dönüşünde kendini ödüllendirecek ve sarılmak istediği adama doyasıya sarılacaktı.
Kapının önüne çıktığında elinde kalın cübbesi ile sırtlandığı çantayı ve üstünde bulunması gereken bütün eşyaları son bir kez kontrol etmişti, kıyafeti, kafasındaki tokası, çıkarmadağı minik bel çantası, boynundaki alın bandı, bel çantasının tokasına düşmeyecek bir şekilde sıkıştırdığı kemik kılıç... Hepsi yerindeydi, her şey tamam gibiydi. Sırt çantasını bir kez daha kontrol etme gereği duymuyordu artık, bir önceki gece bir kaç ekre kontrol etme zahmetine zaten girmişti. Evden uzaklaşmadan önce genellikle yapmadığı bir şekilde son bir kez eve ve kapıda onu bekleyen annesine baktı, kadın, uzun mavi saçlarını gerisine almış ve kollarını önünde birleştirmişti. Yüzünden düşen bin parça ile ona gülümsemeye çalışıyordu. "Kendine iyi bak." Benzer yüz ifadesi ile kadına bakan kız, sesini çıkarmadan onayladığını belirten bir şekilde başını sallamıştı ve en sonunda saçlarını savurarak dönmüştü eve arkasını. "Sizde kendinize iyi bakın."
Hala in-cinin top oynadığı yarı karanlık sokaklar, bunca şeyin ne kadar hızlı geçtiğinin kanıtıydı. Sabah denmesine karşın ona ve çoğu insana göre çok erken bir saatti altı, tam da olması gereken gibiydi. Evden çıkıp köy kapısına varması çok uzun sürmemişti, evde geçen yavaş çekim hareketlerden ibaret olan hayat ise, boş sokaklara rağmen bir anda hızlanmıştı, kalp atışları, bunun bir deliliydi. Kapıya varması, ondan önce geldiği ve bir süredir orada beklediği anlaşılan Itsuki ile karşılaşıp kısa bir süre beklemeleri ve tam zamanında yanlarına gizemli bir şekilde varan Kage ile yola çıkmaları, o kadar hızlı olmuştu ki, yolculuklarının ikinci günü, kendini karların arasında yürüyorken bulduğunda şaşırmıştı. Sanki yolculuğa çıkacaklarını henüz duymuş gibiydi ve çoktan yolun yarısından fazlasını geçmişlerdi. Üçü, arkadan bakan biri için komik bir görüntü oluşturuyor olabilirdi, uzunca iki adam ve saçları mor kısa bir kız etraflarında dönen. Yine de komik görüntüyü görebilen pek insan olduğunu sanmıyordu, yolları bile özenle seçilmiş gibiydi sanki. Kız, ikinci günlerinde bunları düşünürken havanın soğuması ile ilginç şeyler olmaya başlamıştı.
Karlar etrafta göründüğünde ve yanın taşıdığı kalın cübbeyi giymek zorunda kaldığı gündü ikinci gün, o güne kadar hafif gergin bir hava ile yolculuk etmişlerdi, bazen koşmuşlar, bazen oturmuşlar ve bazende yürümüşlerdi, onları tamamen gözden kaybettiği anlar bile olmuştu fakat onların gözünden hiç kaybolduğunu düşünmüyordu. Bu anları sorgulamamıştı, kendinden emin olmaya çalışmıştı ve en sonunda yine onlarla bulmuştu kendini. Itsuki, her zamanki gibi derin ve kısa konuşmalar yapmıştı, özellikle onunla, fakat bunlar pekte bulundukları durum ile alakalı değildi. Hayatında ikinci kez görme fırsatı bulduğu Hokage ise... Ciddi görünümünü genellikle korumuştu yol boyunca, güldüğünü görmemişti, dikkatli bakışlarının yorgun olduğunu, gergin vücudununsa tetikte olmadığı bir anı yakalayamamıştı. Bunun hangi sebepten olduğu kestirememişti doğrusu, yaptığı yolculuklarda karşılaşabilecekleri olası bir tehlikeye mi, yoksa gittikleri toplatıya mı? Bunun üstünde çok kafa yormamaya çalışan kız, basit ve nazik laf değiş tokuşları dışında ağzını açmamıştı, ne Itsuki' ye ne de Hokage' ye. İkinci gün, etrafta ara ara beliren baştan aşağı zırhlı adamları bile sormamıştı, ne kadar orada bulunma sebeplerini bildiğini düşünse bile, bunu doğrulamaya çalışmaktan sakınmıştı. O da ortam kadar gergin olmasa, meraktan, heyecandan ve korkudan çatlayabilirdi o zamana kadar.
Üçüncü gün, havanın kararmasına bir kaç saat kala devasa bir yapıya ulaşmışlardı. Düzgün bir biçimde, karşılarında duran muhtemelen bugüne kadar gördüğü en sağlam yapıya vardıklarında, kızın ilk yaptığı şey Itsuki ve Hokage' nin yüz ifadelerine bakmak olmuştu, nedense o andan sonra bunu bir daha kolay kolay yapabileceğini düşünmüyordu, en azından o gün içinde. Bir kaç gündür ifadelerini koruyan adamların hala aynı olduklarını gördükten sonra önlerinde gerçekleşen hareketlenme ile gözlerini önüne tekrar çevirmişti sakin olmaya çalışarak. Sakin, fakat bir o kadar da gergin olan ifadesinin altında patlamak üzere olan kız, onlara doğru gelen adamları izlerken istemsiz bir şekilde hızlanan kalbini yavaşlatmaya çalışıyordu. Nazik denebilecek bir üslup ile görevliler tarafından karşılanan küçük grubun içindeki kız, olabildiğince doğal ve mantıklı hareketler yapmaya çalışıyordu fakat bir o kadar da saçmalayacağından korkuyordu. Görevliler ile birlikte büyük yapıya yaklaşırlarken ise, yapıdan ona göre irice olan bir adam dışarıya çıkmıştı ve görevliler gibi onları karşılayıp yanlarına geçmiş ve konuşurken onları kalenin içine doğru götürmeye başlamıştı.
Öğrendiğine göre daha önceden bahsedilen bir adamdı bu, Shin-Lu. Yapının kumandanı ve aynı zamanda yapılacak toplantının başındaki adamdı. Etrafı onun gibi bilgece konuşan, sert duruşlu ve resmen etraflarına liderlik yanlarını sadece bakışları ile yansıtan, genellikle iri yapılı, en azından ondan büyükçe olan adamları gördükçe geriliyordu ve kendini daha da zor görüyordu karşısında duran tablonun içinde. Fakat kendini busefer kaybetmemeye emindi, hem fiziksel hem de mental açıdan.
Uzun, ona soğuk gelen, geniş, taş koridorlarda son yolculuğunu yapmış gibiydi. Diğerleri ile ayrılan yolu, onu odasına götürmüştü, bunun için hem seviniyordu, hem de rahatsızlık duyuyordu. Itsuki' nin ve Hokage' nin yanındayken aslında ne kadar güvende hissettiğini anlamıştı odasında ilk kez, üç gün boyunca sürekli onlarla olmak, onlarla ne kadar az konuşmuş olsa bile yalnız hissetmesini sağlamıştı boş odada. Hem, odasında da yalnız hissetmemek, mümkün değildi. Taş duvarlar, duvarlara asılmış meşaleler ve muhtemelen hayatında gördüğü en yüksek tavanla karşılaşmıştı. Kapının karşısında duran yatağına ilk önce sırt çantasını, ardından üstündeki kalın ve ağır cübbeyi çıkarıp yatağın üstüne koymuştu. Nedense burası, ona herzaman sevimsiz gelmiş o hatıralarında saklı yeri hatırlatmıştı. Itsuki ile olması gereken ilk gününü, eski takım arkadaşı ile karşılaştığı vekorkunç, kırmızı yer. Aynı oradaki gibi yanan meşalelere bakarken yatağa oturmuş ve bir süre sessizce durmuştu, öylece. Kapalı ve bir hayli büyük olan pencerenin ardından gelen sert rüzgar sesiyle hafifçe irkilen kız bir tür refleks harekete geçmişçesine ayaklanmış ve odaya tekrar göz gezdirmişti. O zaman farketmişti boş ve oda kadar soluk şömineyi. Şömineyi farketmesi ile de tüyleri diken diken olmuştu, üşüdüğünü bir kere daha hatırlıyormuşçasına.
Odasının içinde bir kaç tur atan ve en sonunda kendini soğuk pencerenin dibinde bulan kızın kafasından binlerce düşünce geçiyordu, elinden geldiğince anılarına yer vermemeye çalıştığı düşüncelere. Anılarını işin içine karıştırmak için mükemmel bir zamandı, fakat kendini tutabilmeyi öğrenmesi içinde ayrı bir fırsattı o an onun için. Alışık olmadığı dışarıdaki o bembeyaz manzara ve soğuk hava, kafasını dağıtması için mükemmel bir yöntemdi, hatta anılardan kurtulmak için resmen kafasını dışarıya hapsetmişti, şimdiden. Sağlıklı değildi, hem kendisi, hem de vücudu için. Aki dışarıya bakarken tıklanan kapı, kızı remsne yerinden zıplatmıştı. Bu yüzden değildi işte vücudu için sağlıklı. Aniden fırlayan kalp atışı ile donakalmış, fakat bir kaç saniye sonra çözülen dili ile titretmemek için elinden geleni yaptığı sesi ile cevap vermişti. "Buyurun?" Ağzından dökülürken kelime, ayaklanan kız, kapıya doğru gitmeye başlamış fakat kapı, o ona ulaşmadan açılmıştı. Uzun boylu bir görevli, sakin, fakat ifadesiz bir yüz ifadesiyle elinde bir tepsi ile içeriye girmişti. Kim olduğunu belirten bir tür homurtudan sonra -aslında Aki' ye homurtu gibi gelmişti- tepsi ile şömineye doğru gitmiş ve tepsiyi şöminenin yanındaki komidinin üstüne bıraktıktan sonra yanmayan şömineye eğilmişti. Hızlı bir şekilde işini hallettikten sonra kıza başıyla bir tür selam vermiş ve odadan çıkmıştı.
Isınmak için fırsat bulan kız, adam dışarı çıktığı gibi yatağa doğru seğirtmişti hızlı adımlarla. Yatağın üstünde duran cübbeyi ve çantayı alır almaz da şömineye doğru gitmiş ve şöminenin önüne düzgün bir şekilde koymuştu cübbesini. Çantayı cübbenin yanına koyduktan sonra de tepsiyi alıp cübbenin üstüne kurulan kız, bağdaş kurup oturmuş ve tepsiyi önüne bırakıp her geçen saniye birazcık daha alevlendiğini düşündüğü şömine sayesinde yüzüne vuran o sıcacık hava dalgasının tadını çıkarmıştı. Çok uzun sürmeyen bu sıcak hava tatilinden sonra ise olduğu yerde kıpırdanmış, elinden geldiğince dik durmuş ve ellerini birbirine yavaşça çarpıp gözlerini kapatmıştı. Üç saniyelik memnuniyet göstergesinden sonra elini tepsiye atmıştı, o ana kadar nasıl acıktığını besbelli farketmemişti...
Out: Geç rp için çok üzgünüm, konunun açıldığını görmemişim. Halbuki kontrol ediyordum açılacak diye bir kaç gündür fakat insanlık hali ve benim hatam. Görür görmez yazmış bulundum, çok sorun olmayacağını umarım.
İsmi Ikamaru Akiaya Yaşı 15 ElementiRaiton Köyü Konohagakure Rütbesi Chuunin Seviyesi C-Rank Ryo 30 Görev Puanları 7
Yemeğinizi yiyip gecenin sonuna doğru nihayet rüyasız bir uykuya dalabiliyorsunuz. Bir an sonra, sabah oluyor sanki. Alacakaranlık bir sabah karşılıyor sizi. Ufak pencereden görebildiğiniz kadarıyla kar şiddetini arttırıp adeta bir tipiye dönüşmüş. Güneşi görmeseniz bile, bir şekilde sabah olduğunu anlayabiliyorsunuz. Siz uyanıp odadaki banyo kısmında işlerinizi hallettikten sonra bir görevli içeri giriyor ve sizi kahvaltıya götüreceğini söylüyor.
Akiaya:
Görevliyi takip ederek yine taş koridorlardan geçiyor ve kaldığın odadan biraz daha büyük, ve ziyadesiyle daha aydınlık bir salona götürülüyorsun. Itsuki ve Hokage-Sama oldukça büyük ve tamamen donatılmış bir masada kahvaltı yapmaktalar. Salonun köşelerinde yine suratlarını dahi göremeyeceğiniz şekilde zırhlarla kaplanmış iki samuray nöbet tutmakta. Hareket bile etmiyorlar. İçeri girdiğinizde samuray Itsuki ve Hokage'ye resmi bir selam veriyor. Itsuki sana soğuk bir bakış atarak "Günaydın Akiaya." demekle yetiniyor yalnızca. Bir anlığına odanın ortasında devasa bir buz kütlesinin varolup tam ortadan çatladığını hissediyorsun adeta. Buz gibi ortamı ısıtmak amacıyla daha birkaç saniye önce ağzına devasa bir peynir parçası atmış olan Hokage dolu ağzıyla: "Güfaygın Akfihayğa-COHAN!" diye bağırıyor ve bu sırada ağzından birkaç parça peynir saçılıyor. Durum iğrenç görünse de, hafifçe gülümsemekten alamıyorsun kendini.
Sato:
Görevliyle birlikte koridorlardan ilerlerken, bir yan koridordan çıkan Honkotsu-Sensei iki parmağını alnına getirip hızlıca indirerek size selam veriyor ve görevliye: "Gerisi ben alıyorum dostum." diyerek seni omzundan tuttuğu gibi çekiyor ve yola devam etmeni sağlıyor. Suratı uykudan öyle bir şişmiş ki resmen tanınmayacak halde. Saçları ise savaştan çıkmış gibi duruyor. Beraberce kahvaltı salonuna giriyorsunuz. Mizukage içeride kahvaltı yapmakta, sizin geldiğinizi farketse de adeta siklemiyor sizi. Honkotsu bunu takmış gibi görünmüyor, ancak bu biraz canını sıkıyor senin. Mizukage, sabahın köründe bile asil duruşunu koruyabiliyor, farkedebildiğin yegane şey bu.
Kahvaltılarınızı bitirdiğinizde odadaki görevliler, sizi toplantıya götüreceklerini söylüyorlar ve geldiğiniz koridorun tam karşısındaki bir kapıdan geçerek yeni bir koridora dalıyorsunuz. Bu kez çok daha kısa bir yol alarak, büyük bir salona geliyorsunuz yeniden. Altıgen bir oda bu, ve sizin çıktığınız kenarın tıpkısı olan diğer kenardaki kapıların üstünde teker teker diğer dört büyük ülke ve demir ülkesinin sembolleri var. Odanın ortasına ilerledikçe, altıgenin ortasında bir daire olduğu görülebiliyor. Daire zemin seviyesinin biraz altında kalıyor ve C şeklinde bir masa ile masaya bakan kürsü benzeri bir platform var. Dairenin kenarlarında tepede çelik halka gibi bir şey görebiliyorsunuz, halkaya perdeye benzer bir çeşit bez asılmış durumda. Kagelerden biri çoktan gelip masaya oturmuş durumda. Kumogakure sembollü kapının önünde, dairenin kenarında ise oturmakta olan Raikage'nin korumaları gibi görünen iki kişi bulunuyor. Bu sırada, birbirinizi görüyorsunuz.
Akiaya:
Kirigakure sembolü altındaki kapıdan çıkan üç kişiden dikkatini en çok çeken gözü bantlı, beyaz saçlı bir çocuk oluyor. Bu yüzün, belki de ölümüne kadar unutamayacağın yegane yüz olduğunu biliyor ve bir anlığına duraklıyorsun. Hokage bu durumu farketmemiş gibi duruyor ancak Itsuki -her zamanki gibi- gözünden hiçbir şey kaçırmıyor. Ancak bu kez anlayışlı bir şekilde sağ eliyle omzuna dokunuyor ve yürümeye devam etmeni sağlıyor. Yumuşak beyaz ipeğin dokunuşunu giysine rağmen hissedebiliyorsun. Hokage ilerleyerek merdivenden iniyor ve daireye giriyor, Raikage'ye sıcak bir selam veriyor. Ve onunki kadar olmasa da sıcak bir selam alıyor karşılığında. Bu sırada Mizukage de onu takiben daireye giriyor ve çıtını bile çıkarmadan yalnızca önüne bakarak geliyor, masanın bir köşesine oturuyor.
Sato:
Konoha kapısından çıkan kızı görünce, içinde ufak bir ateş yanıyor. Ancak bu ateşin ne anlama geldiğini bir türlü çözemiyorsun. İntikam mı? Öfke mi? Başka bir şey mi? Zihnin hala bu konuda karışıklıklar içerisinde. Yine de sakinliğini koruyup yürümeye devam ediyorsun. Hokage biraz daha tezcanlı olduğundan hızlıca ilerleyip daireye giriyor, Mizukage ise size bir şey dahi demeden onu takip ediyor ve ikisi beraber masaya oturuyorlar. Honkotsu: "Peh." diye mırıldanmış gibi geliyor sana.
Raikage'nin korumaları gibi siz de dairenin kenarlarına geliyor ancak aşağı inmiyorsunuz. Biraz sonra Suna kapısından devasa, kızıl saçlı bir adam ve korumaları içeri giriyor. O kadar etkileyici bir duruşu var ki bu adamın, karşınızda adeta mağrur bir aslan var gibi hissediyorsunuz; her an kükreyebilecek. Attığı her adımla adeta içiniz titriyor gibi oluyor. İçeri girdikten sonra duruyor ve gözlerini odada gezdirerek, herkesi içine alabilecek şekilde hafifçe başını yana doğru eğiyor ve resmi bir selam veriyor. Ardından o da daireye iniyor ve koltuğuna oturuyor. Hemen ardından demir ülkesi kapısından bu kez tamı tamına altı kişi çıkıyor. Karşınızda Iwagakure sınavının baş danışmanı olan neşeli Satou Nobuo'yu görünce adeta şok geçiriyorsunuz. Nobuodaki değişim neredeyse akıl almaz düzeyde. Fiziksel olarak olmasa bile, bakışları bile o çocuksu parıltıyı kaybetmiş durumda. Kıyafetleri olsa dahi, vücudundaki sargılar belli oluyor. Yüzü yara dolu ve gözlerinin kenarları fazlasıyla kırışmış durumda. Karamsar, oldukça ciddi bir şekilde bakıyor yüzünüze. Bir anlığına eski hali gözünüze bir flaş gibi patlıyor ve kendinizi derin bir hüznün içinde buluyorsunuz. Arkasından onun gibi yaralı görünen iki kişi -muhtemelen korumaları- ve demir ülkesi temsilcisi ile zırhsız -en azından daha az zırhlı- iki samuray geliyor. Nobuo'da masada yerini alınca, demir ülkesi temsilcisi kürsüye geçiyor. Çemberin içinde temsilciler, çevresinde kapıların önünde kalacak şekilde tamı tamına 12 koruma olunca, demir ülkesi temsilcisinin kürsüdeki bir butona basması ile tepedeki büyük halkaya sarılı perdeler çözülüyor ve daire ile aranıza giriyor.
Akiaya:
Perde kapandıktan hemen sonra, Itsuki sessiz bir şekilde sana izah etmeye başlıyor olanları: "Yaklaşık bir hafta önce, gece yarısı geldiler. Neredeyse yarı ölü durumdaydılar ancak kaçmayı başarabilmişler. Iwagakure'de esir alınmışlar ve işkence görmüşler. Bizden iki gün önce yola çıktılar, Hokage-Sama'nın işlerini tamamlaması gerekti, biz de onu bekledik."
Sato:
Perde kapandığı gibi, Honkotsu sağlam bir küfür sallıyor; sessizce tabii. "Bu herifin burada ne işi var, neler dönüyor ulan? En son Iwagakure'ye gönderdiğimiz ekiplerden bir daha haber alamadık. İşler ciddiye binecek gibi gözüküyor Sato. Kendine hakim ol, problem çıkabilir."
Derin, gür bir ses geliyor perdenin arkasından. Olanları göremeseniz bile, sesleri net şekilde duyabiliyorsunuz: "Demir Ülkesi Temsilcisi ve Kage Toplantıları moderatörü Shin-Lu olarak toplantıyı açıyorum."
Yüzündeki hafif tebessümle sıyırdığı kol yenlerini tekrar çekerek parmaklarına kadar getiren kız, koluna hücum eden o ılık havanın bile tadını çıkarmıştı o an. Bir, belki iki dakikalığına güzel yemeğin verdiği doygunluk, Konoha' da pek göremediği, fakat yumuşacık görünen karın yarattığı soğuğu, karşısındaki şöminenin sıcaklığının bastırması, içerideki loş ortam, bütün sorularını, sorunlarını ve düşüncelerini bastırmıştı ve rahatlamasına sebep olmuştu. Hava kararıyordu, yorulmuştu, o an orada kıvrılıp uyuyabilirdi. Yavaş yavaş kapanan gözlerine bir süre karşı koymadı, neden olmasın? Sıcaktı, pek rahat sayılmasa bile ihtiyaçlarını karşılıyordu. Fakat bir süre daha orada beklemesi, olduğu ortama geri getirmesine yetmişti kafasını. Yüzündeki tebessüm yavaşça silinirken gözlerini şömineden ayırmış ve yere sabitlemişti, yarınki toplantı için hazırlıklı olması gerektiğini hissediyordu, belki bir aksiyon olmayacaktı, fakat toplantıda duyacağı şeyler bile onu etkileyebilirdi. Derin bir iç çekerek ayaklanan kız, tepsiyi de kalkarken almış ve geri, komidinin üstüne koymuştu. Arkasından öncelikle ayağındakileri çıkararak yatağına doğru gitmiş, üstünü çıkarırkende serbest kalan ayaklarından biriyle yatağın üstündeki yorganı aralamıştı. Yumuşaktı ama soğuktu da, yine de o yorganın altına girip kaymak için can atıyordu. Sebebi ise yatak değildi, uykuya dalmadan tekrar beynine dolmasından korktuğu garip görüntülerdi.
Tahmin ettiğinden daha kasvetli bir sabaha uyanan kız, bir an için afallamıştı. Azalan alevin çıtırtısının üstüne pencereden gelen ses artmıştı, korkutucu bir uğultu vardı dışarıda. Gözlerini açan kız bir süre olduğu yerde yattı ve tavana baktı, daha doğrusu bakmaya çalıştı. Neredeyse bıraktığından daha loştu ortam, sanki aniden uyuyakalmış ve beş dakika içinde geri kalkmıştı. Yine de şömine o kadar kısa süre içinde odunlarının o kadarını yiyemezdi, ayrıca kızda kendini daha az yorgun hissedemezdi. Bunun üstüne soğuk odaya kalkan kız yorganını açtı ve titreyen ince ayağını yere bastı. O soğuğa neredeyse küfredecekti, soğuk sabahlara uyanmaya alışıktı, ama bu kadar soğuğuna değil. Homurdanarak hala bir kısmı üstünde olan yorganı çektiği gibi şöminenin önünde bıraktığı cübbeye doğru atıldı yorganla ve yüzü cılız ateşte ısınana kadar bekledi. Yeterince ısındığını düşünmeye başladığında da üstüne bir şeyler geçirmek çantasına elini attı ve sonrası klasik sabah rutini, havlunu al, banyoya git ve geri dön.
Uyanmasının üstünde yaklaşık bir saat geçmesine rağmen hala sabah olduğundan şüpheleri yok değildi. Yıkanmıştı, saçlarını düzeltmişti fakat toplamamıştı, açık saç her zaman ense ve çevresini sıcak tutardı. Giyinmişti ve kendini tekrar şöminenin önünde, eşyalarını üstüne döşerken bulmuştu. İfadesiz yüzünün altında yine belirmişti sıkkın ve gergin mor saç, kimbilir ne zaman düzelecekti.
Ayakkabılarını da geçirirken oflayıp puflamaya başlayan kız, resmen küçük bir çocuk gibi davranmaya başlamıştı yalnız olunca. Başkası için o sıkılmış bir insan olabilirdi, ama o, kendini şımartıyordu. İşini halletmiş bir şekilde şömineye doğru eğilen kız, elinden geldiğince ateşten yararlanmaya çalışıyordu, kapı çaldığında. Böylesine resmiyete alışık değildi, dün olduğunu düşündüğü vakitte yaptığı gibi duyulacak bir "Buyurun." vermişti. Lafın ardından açılan kapıda bu kez beliren kişi, yine bir görevli olmalıydı. Dünkü olmadığından emindi fakat hepsinin konuşma ve davranış tarzları aynıydı. Nazik bir dille -ki nedense bu kıza biraz iğneleyici gelmişti- onu kahvaltıya geçireceğini söylediğinde kız, ayaklanmış ve adamın peşine takılmıştı. Yorganı yerde unutarak.
Soğuk, taş koridorlardan tekrar geçerken kız, resmen bu sefer bir değişiklik yapıp yarım bir eldiven giydiğine şükretmişti, buz gibi ellerdense soğuk parmak uçlarını tercih ederdi. Koridorlar, neredeyse odası kadar karanlıktı, bu onu biraz ürkütmüştü fakat sesini çıkarmadan görevliyi takip etmeye devam etmişti. Adam, onu odasından biraz daha geniş bir salona götürmüş ve ardından ortadan kaybolmuştu. Dört köşeli büyük salon, çıktığı yerlerden daha aydınlıktı. Kız, bir an için medeniyeti bulmuşçasına etrafı süzmüştü, salonun ortasındaki büyük ve donatılmış masa, etrafında oturan Itsuki ve Hokage dışında, bir de oturmayan iki zırhlı vardı, aynı yolda gördüğü devriyeler gibi. Neredeyse heykel gibi duran zırhlıların mı yoksa karanlık denebilecek koridorların mı daha ürkütücü olduğuna karar veremeden Itsuki' nin sesini işitmiş ve kısmen dikkati dağılmıştı. "Günaydın Akiaya." Bu tanıdık, derin sese alışmış olması gereken kız, her zaman ki gibi hissetmişti, mesafeli, ciddi ve alabildiğine soğuk, fakat yine de buna verdiği tepki, her zamanki gibi yine farklı olmuştu. Ses tonunu ayarlayamayan kız, ağzını açmış ve günaydın demeye çalışmıştı. Fakat daha o gü- sesini bile çıkaramadan ikinci hareketli, devreye girmişti. "Güfaygın Akfihayğa-COHAN!" Itsuki ile masa arasında gidip gelen gözleri bir anda Hokageye kilitlenmişti, dünkü haline göre dahaneşeli ve aç görünen adam, ağzındaki büyük peynir parçasından minik sarı parçacıklar saçarak ortamın havasını tamamen değiştirmişti. Kız, durumun trajik mi yoksa komik mi olduğuna karar veremeden tamamen içgüdüsel bir hareketle gözlerini yummuş ve hafifçe eğilmişti. "Günaydın Hokage-sama. Günaydın Sensei." Başını eğerken yüzüne yayılan belli belirsiz gülümseme, modunu değiştirmişti.
Karma duyguların ve ilginç diyalogların taştığı kahvaltı masasındaki işleri bittiğinde, arkasına yaslanan kızın, rahatlayıp derin bir nefes almak için bir kaç saniyesi olmuştu ancak. İyi yemişti, fazla yememişti, fakat dünkü gibi, güzel doymuştu yine. Kahvaltı sonrasında ise yine hareketlenmeler başlamıştı, neredeyse heykel olduklarından şüphelendiği iki zırhlıdan biri, onları toplantıya götüreceklerini dile getirmiş ve arkasından topluca salondan çıkmışlardı, beşi birden. geldiklerini koridora devam etmemişlerdi, onun yerine biröncekinden hiçbir farkı olmayan taş ve soğuk başka bir koridora girmişler ve sessizce ilerlemişlerdi. Bu seferki yolları uzun sürmemişti, aksine kısa, ve kız için heyecan verici bir durumdu. Toplantıda görecekleri ve duyacaklarını düşündükçe midesi altüst oluyordu, neyse ki bunu kafasında sınırladığından, midesinin bulandığını düşünmüyordu. Genç bir kız için, heyecan verici bir deneyimdi.
Başka bir büyük salona gelmişlerdi koridorun sonunda, zaten Aki, artık bu yapıda küçük bir oda olduğundan şüphelenmeye başlamıştı. Gördüklerinin en büyüğü ve şekil olarak en değişiydi, dörtgen odalardan nasibi almış kalede gördüğü ilk altıgen salondu aynı zamanda, hoş, çok oda görmüş gibi düşünmesi bir bakıma gülünçtü. Grup, odanın ortasına doğru ilerlerken kız, kafasını çok kaldırmadan etrafı süzüyordu, odaya çıktıkları büyük kapıdan her kenarda var gibiydi, her kenarda olduğu gibi bunların üstünde dört ülkenin sembolleri vardı. Konoha ile birlikte üçü aklından silinmiyordu zaten, seçmesi zor olmamıştı. Etrafına bakarken gözüne ikinci çarpan şey odanın ortası olmuştu, daire şeklindeki alanın dikkatini çekmesinin sebebi ise seviye farkıydı. Daireye doğru gidiyorlardı, giderlerken ise ister istemez kız kaşlarını çatıyordu, toplantı, daire içinde veya çevresinde yapılacak gibiydi. Dairenin içini rahatça gördüğü zamanda içinde yapılcağını anlamıştı, yarımaydan biraz daha yuvarlak bir masa ve masanın karşısındaki kürsü, her şeyi açıklıyordu şimdiden. Biraz daha fazla merak, biraz daha fazla etrafa bakmak demekti ve bu seferde gözüne dairenin tepesindeki halka şeklindeki bez parçası gözüne çarpmıştı. Onun amacı neydi peki, bir tür perde miydi, yoksa dekoratif miydi?
Etrafı incelemekten vazgeçtiği ilk an, ortamda insanların olması ve daha fazla insanın içeriye girmesiydi. Dairede oturan biri vardı bile, kage olduğunu düşündüğü. Hokagenin de birazdan oraya gideceğine bir tür işaretti bu, muhtemelen. Gözlerini biraz daha gezdirirken insanların üstünde, kageler dışında kendisinden büyük bir kaç adam daha farketmişti, tam olarak rütbelerini ya da kim olduklarını kestiremediği. Aynı yere çok bakmamaya çalışarak gözlerini tekrar kapılara kaldırmış ve yeni farkettiği bir hareketlenmeye doğru dönmüştü. O ezberlediği sembolün, kirinin sembolünün kazılı olduğu kapıdan onların grubuna benzer üç kişi çıkmıştı, ilk farkettiği yeşil saçlı dik bir adamdı, fakat adama anca bir ya da bir kaç saniye bakabilmişti gözübaşka birine çarpmıştı. Adam kadar uzun olmayan beyaz saçlara takılmıştı gözü ve sadece saçlara bakıyordu, kişinin yüzüne bakmaya korkarcasına. Titreyen ellerini farketmiş ve önünde birleştirmişti. "Soğuktan titriyorlar." diye düşünmüştü. İnsan kendini kandırabilirdi. Gözlerini saçlardan ayrımak istemese bile o bir kaç saniyede saçlar ve yüzün arasında gidip gelmişti göz bebekleri. Tek gözü bantlı çocuk, karşıdaydı, aralarında mesafe vardı ama oradaydı. Aklının ucundan bile geçmemişti onu böyle bir yerde göreceği. Bir an için kendine bile nasıl bir tepki vereceğini şaşıran kız, çocuğun saçları gibi beyaz, boş bir çayırın içinde düşünce arayışına çıkmıştı. Farkında olmadan duraklamıştı, bunu farketmesini sağlayan ise sıcak bir el olmuştu omzuna konan. El, dikkatini dağıtmış ve kilitlenmiş ayaklarını otomatik olarak harekete geçirmişti, fakat o an düşmemek için büyük çaba sarfetmesi gerekmişti. Gözlerini başka bir yöne çevirerek beyaz, boş düşünce arayışı denizinden kurtulmuş ve yine taş odaya dönebilmişti, Itsuki sayesinde. Daireye göz diken kız, hiç bir şey düşünmeden Hokagenin daireye inişini, tanıdığını düşündüğü kagelere selam verişini izlemiş ve gözünü kürsüye dikmişti. Olayları takip etme yeteneğini, kısa bir süreliğine yitirmiş gibi davranıyordu.
Dairenin etrafına geldiklerinde duraklamışlardı, yalnızca kageler için ayrılmış gibi duran yarımay masada iki yer ve kürsü boştu şu anda. Onların dolması da uzun sürmemişti, kızıl saçlı, hayatında gördüğü en iri adamlardan birini gören kız, bir süreliğine gözünü takacak bir şey bulmuş gibiydi. Hoş, adama bakıyordu sadece, onu gördüğü, pek söylenemezdi. Beyninde havai fişekler patlarken, renkli kedi gibi gelip geçmişti sadece. Onu tamamen kendine getiren farklı bir şey olmuştu, bir tür şok etkisi yaratan bir şey. İçeriye giren yeni biri ile içerideki tanıdık yüz sayısı dörde çıkmıştı onun için fakat bu, neredeyse Sato' yu görmesinden de şok edici bir şeydi. Satou Nobuo ya da bilmediği bir ikiz kardeşi. İkiz kardeşi olsa bile bunun o olduğundan emindi, değişmiş olmasına rağmen. Sınavda gördüğü adamdı, ama içindeki artık o değil gibiydi. Sargılıydı, yaralıydı, çökmüştü, 20li yaşlarında değil, 50sini geçmiş ve ölmek üzere olan bir adama benziyordu. Oturduktan sonra ne kadar istemese de adamla göz göze gelmişti, istememesi ondan korktuğundan ya da utandığından değildi, yüzündeki dehşet ifadesini görmesini istemiyordu sadece. Fakat bunu engelleyememişti, engeleyemediği gibi daha acı bir gerçekle karşılaşmıştı. Ona, daha önce böyle bakan bir sürü insan geçirmiş gibi bakmıştı Aki' ye. Kız, anılarına dalmamak için kıvranırken, sınavdaki akranı gibi davranan şen, sevimli adamı görmeden edememişti. Bir elini dudaklarına götürürken diğer elini de artık eridiğini düşündüğü midesini kavramak ister gibi karnının etrafına sarmıştı.
Gözlerini adamdan zar zor ayıran kızın işini kolaylaştıracak, fakat bir o kadar da onu alttan panikletecek bir şey olmuştu. Dairenin üstünde duran halkadaki bez hakkındaki teorilerinden biri gerçekleşmiş ve aşağıya inmişti, kagelerin olduğu alanı, görsel olarak etrafındakilerden izole ederek. Bunun neden olduğunu düşünemeyecek kadar şaşkındı o an, duygu seli beyninden gözlerine, oradan da kalbine akıyor gibiydi. Kız, perdeye bakakalmışken, arkasından gelen sesle biraz kendine gelmişti. Bu gidişle bugün kalp krizinden gidebilirdi. "Yaklaşık bir hafta önce, gece yarısı geldiler. Neredeyse yarı ölü durumdaydılar ancak kaçmayı başarabilmişler. Iwagakure'de esir alınmışlar ve işkence görmüşler. Bizden iki gün önce yola çıktılar, Hokage-Sama'nın işlerini tamamlaması gerekti, biz de onu bekledik." Itsuki' nin kısa ve öz konuşması, kızın kafasında duyduklarını tekrar etmesiile hem içini, hem de bütün vücudunu titretmişti. Hayatında gördüğü en canlı insanlardan biri ne hale gelmişti. Sakinleşmek için her iki elini de yüzüne götüren kız gözlerini iyice ovmuş ve yüzünü hızlı bir şekilde germiş, arkasından eski haline dönüp yutkunmuştu. Sonuçta....
"Demir Ülkesi Temsilcisi ve Kage Toplantıları moderatörü Shin-Lu olarak toplantıyı açıyorum."
...duyacaklarına hazır olması gerekiyordu.
İsmi Ikamaru Akiaya Yaşı 15 ElementiRaiton Köyü Konohagakure Rütbesi Chuunin Seviyesi C-Rank Ryo 30 Görev Puanları 7
gönderen Kaguya Sato tarih Pzr Kas 27, 2011 4:53 pm
Çok ağır düşen bir jetondu sevmek.
"Demir Ülkesi Temsilcisi ve Kage Toplantıları moderatörü Shin-Lu olarak toplantıyı açıyorum."
Bu cümlenin hemen öncesinde bulundukları yer ile aralarına inen bir bölüm perdenin ardında Honkotsu ile kalan Sato.. Onun aksi haline sanki asırlardır eşlik ediyor gibiydi. Hatta bu hali Sato'yu rahatlatıyor ve düşüncelerini daha ölçülü bir şekilde uygulamaya geçirmesini sağlıyordu. Lakin içinden geçen ve asla gem vurulamayacak olan duyguları Honkotsu'ya çaktırmadan terbiye etmenin bir yolunu arayan Sato.. Tüm bu filtreleme ve gem vurma işlemlerini şimdilik elinin tersiyle iterek açık ara Akiaya'yı düşünüyordu.
Ta Honkotsu'nun Sato'yu omuzlarından tuttuğu ve ikisininde Mizukage-sama tarafından siklenmediği bir kahvaltı sonrasında toplantı için ilerledikleri koridorda görebildiği tek gözü ile o kızıl saçları yakaladığında başladı bu delilik. Halbuki artık iyi olduğunu düşünüyordu.. İçinden kini..öfkeyi ve rasyonelliği inkar eden her türlü cahilliği attığını düşünüyordu fakat içindeki zemin kattan adeta bir bakirenin attığı ilk çığlık kadar gür hortlayan bu duygular ile meşguldü,üstelik ona baktığını anlamaması içinde görebilen sağ gözünün ucunu sol gözündeki bandın yanından kıl kadar bir aralık yararak kaçamak bakışlar atıyordu.
Bu durumda bile yaptığı çıkarımlarda ya dünyanına tüm güzelliklerini onun dizlerine yığmak istiyor yada dizlerine kadar yığdığı güzellikler içerisinde asla hareket edemeyecek olmanın verdiği ızdırapla yavaş yavaş ölüşünü izlemek. Ama her iki durumda da salt bir isteyiş söz konusu olduğundan bu feci ikilemi pek umursamıyordu.. Ki umursamaması da lazım gelirdi zira bir saniye sonra Honkotsu yanında bitivermişti.. tekrar... Şimdi Sato hem yanındaki honkotsu'nun ağzından çıkanları bir şekilde örtbas ederek Mizukage'nin onu oracıkta kesmesini engellemeli hemde Mizukage-sama'nın selamlaştığı herkes ile ilgili okuduğu tüm metinleri satır araları ile beraber zihninden geçirmeliydi.
Nİhayetide Kirigakure üçlüsü olarak toplantı alanına girdiklerinde Mizukage bakışları yerde fakat yıllardan beri kaçak shinobilerin ev diye bildiği bir köyü adam eden lider olmanın verdiği haklı gurur ile dimdik bir şekilde oturduğunda Sato'nun gözü önce Kumogakure temsilcilerini olduğu yere ardından da görür görmez tekrar böbreği ile kalbinin seviştiğini hissettiği kızı görmüştü.. Bu kez daha dik bir açıdan gördüğü bakışlarını saklayamıyordu fakat içinden sağ gözünü sol gözündeki banda saklama çabasına girişmişti. Görebilen tek gözü Akiaya'yı aşarak arkasındaki jounini seçtiğinde henüz perde sınırları ayırmamıştı ve son temsilcide masaya ilerlediğinde Sato'nun içinde yükselen tek cümle '' Konuştuğu kadar becerikli bir adammış ki öyle bir savaş ortamından bile sadece gözlerindeki ferden feragat ederek sıyrılabilmiş.'' olmuştu. Nobuo-san'da masada kendisine ayrılan bölüme oturduğunda Honkotsu Sato'ya duyurmaya yetecek bir fısıltı ile.. kıpır kıpır bir huzursuzluğun getirdiği o sert ve kibirli sesi küfürle karışık şunları söylemişti.
"Bu herifin burada ne işi var, neler dönüyor ulan? En son Iwagakure'ye gönderdiğimiz ekiplerden bir daha haber alamadık. İşler ciddiye binecek gibi gözüküyor Sato. Kendine hakim ol, problem çıkabilir." ... Ufak bir sessizliği söylediği cümleyi kabulleniş olarak algılayacağını bilen Sato aldığı ufak bir nefesin ardından sanki cümlenin başını söylemiş gibi.. '' Öyle bir durumda benim yapacaklarımdan çok sizin yapabileceklerinizden korkmalılar Honkotsu-ssensei..'' diyerek Honkotsunun içindeki telaşı biraz olsun yatıştırmaya uğraştı ve dikkatinin görünen tüm kısmını fakat aslen Akiaya'dan ayırabildiği kadarını toplantıya odakladı.
"Demir Ülkesi Temsilcisi ve Kage Toplantıları moderatörü Shin-Lu olarak toplantıyı açıyorum."
2011 güz Ales sınavından çıkar çıkmaz bekletmemek için acele ile yazılmıştır. Katılımcı Akiaya ve ilgili Gm-sama'ya kaliteyi düşürdüğüm için içten özürlerimi sunarım.
En son Kaguya Sato tarafından Pzr Kas 27, 2011 9:02 pm tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
Bembeyaz bir günah
Kaguya Sato
İsim:Sato Yaş:15 Cinsiyet: Erkek Boy:1.72cm Kilo:66kg Element:Fuuton Klan:Kaguya Köy:Kirigakure Rütbe:Chuunin Seviye:C rank Ryo:0 ryo Görev Puanı:22 puan Çanta/Kıyafet:Standart Shinobi Pack Eşyalar:4 kunai, 8 shuriken, 2 sis bombası, 1 patlayıcı parşömen, 1 misina Chuunin kıyafeti C/B Chuunin Kıyafeti C/B-Rank Ekipman taşımaya uygun olan iki bölmesi vardır. Birisi sağ göğüste (4 kontenjan) diğeri ise bacaktadır (3 kontenjan)
-Sağ göğüs: 2/2 Kunai, 1/1 Patlayıcı parşömen.
-Sağ bacak:1/1 Misina, 2/2 Shuriken
Kişisel ekipman: Katana ( Kabza kısmı ense kökünün soluna yatık bir şekilde sırtta durur.)
Fiziksel Stat Puanları Güç:6 Hız:8 Dayanıklılık:6
Shinobi Stat Puanları Ninjutsu:7 Genjutsu:- Taijutsu:9 Chakra:10
Jutsu Listesi: @Megami Mai B rank* @Tsubaki no Mai D rank @Karasu Bunshin no Jutsu C rank @Shunshin no Jutsu D rank @Kazekiri C rank @Teshi Sendan C rank @Yanagi no Mai C rank @Karamatsu no Mai B rank @Suto-ka no Mai B rank * naruto-f195/jutsu-yaratim-basligi-t5664.html *
Kasılan X'ler: @Tsubaki no Mai 3X @Shikotsu Myaku 3X (Kemik Kontrolü) @Yanagi no Mai 2X @Karamatsu no Mai 2X @Suto-ka no Mai 2X @Katana kullanımı 2X @Meditasyon 2X Takım Çalışmaları/Özel Çalışmalar: @Gizlilik 2X @Megami Mai 2X ----
gönderen GM-Naruto tarih Cmt Ara 03, 2011 12:32 am
Az önce toplantıyı açmış olan gür ses, sırayla tüm kageleri tanıtıyor ve konuya geçiyor: "Burada Hokage Yakedo-Sama'nın özel isteği üzerine toplandık. Ve bu istek de Iwagakure'nin acil durumu üzerine yapıldı. Nobuo-San, yani eski Tsuchikage'nin üvey oğlu ve şuanda Iwagakure'de diktatörlüğünü muhtemelen ilan etmiş olan Satou Mokoto'nun üvey kardeşi esir olarak tutulduğu zindandan kaçmayı başarabilmiş; bize olanları anlatacak." Ortamda bir an gergin bir sessizlik oluşuyor. Ardından hafızanızda kıpırtılara yol açan bir ses duyuluyor perdelerin arkasında: "Teşekkür ederim Shin-Sama. Ayrıca Yakedo-Sama'ya ayrıca teşekkürlerimi sunmak istiyorum; bizim şuanda yaşıyor olmamızın ve burada olmamızın yegane sebebi bize gösterdikleri yüksek ilgidir." Hafifçe öksürüyor, ufak sessizlikten konuşmanın bile canını acıttığını anlayabiliyorsunuz. "Geninleri, diğer köy temsilcilerini ve sivillerin birçoğunu tahliye ettikten sonra arenada yalnızca ninjalar ve anbular kaldı. Mokoto babamızı öldürdükten sonra ona saldırmama izin vermeden kaçmayı becerdi. Bir an sonra arkamda soğuk bir temas hissettim. Kanashibari benzeri bir şey kullanmış olmalı, ancak çok daha güçlü ve etkiliydi. Uzunca bir süre sadece görüp duyabildim; hislerim ve hareket edebilme kabiliyetim resmen yok olmuştu. Mokoto, tüm stadyumun duyabileceği şekilde kendi tarafına geçecek tüm shinobilerin affedileceğini, geri kalanını ise acı bir sonun beklediğini duyurdu. Bazı hainler onlara katılsa da, birçoğumuz -daha doğrusu ben hariç bir çok kişi- savaşmayı tercih etti. Ancak missing-ninlerle uğraşmaktan dolayı yorgun düşmüştük ve sayıları çok fazlaydı. Kısa sürede direnişçilerin yarısına yakını öldü, bir o kadarı da esir alındı. Zindanlara tıkıldık ve günlerce, gecelerce, bitmek tükenmek bitmeyen işkencelere maruz kaldık. Arada sırada Mokoto ziyaretime gelip hiçbir şey olmamış gibi, normal hayattaymışız gibi -yalnızca ben yarı çıplak, kanlar içinde ve zincirli oluyordum- benimle muhabbet ediyor; neler yaptığından bahsediyordu. Shinobi dünyası üzerindeki suç örgütleri, haydutlar ve missing-ninlerin büyük çoğunluğuyla anlaşmalar yapmış durumda. Gücü sürekli artıyor. Yakın zamanda tüm dünya shinobilerine bir teklifte bulunacak. Kendi safına gelip güçlenmelerini garantileyeceğine ikna etmeye çalışacak shinobileri. Sadıklar olsa dahi, eminim bir çok shinobi sözlerinin büyüsüne kapılacaktır. Yeni bir dünya savaşı çıkabilir.."
Öylesine gergin bir ortamda, insana saniyelerin saatler gibi gelmesi normal olmalıydı. Kız, perdeye ve etrafına bakmaktan vazgeçmiş bir şekilde, ağır çekim olduğundan emin olduğu, fakat göremediği sahneden gelen o gür ve yavaş sesi her duyduğunda bildiği isimleri tekrarladı kendi kendine. Gür sesli adam, tanıtım kısmını bitirdikten sonra toplantının sebebini açıklamaya girmişti. "Burada Hokage Yakedo-Sama'nın özel isteği üzerine toplandık. Ve bu istek de Iwagakure'nin acil durumu üzerine yapıldı. Nobuo-San, yani eski Tsuchikage'nin üvey oğlu ve şuanda Iwagakure'de diktatörlüğünü muhtemelen ilan etmiş olan Satou Mokoto'nun üvey kardeşi esir olarak tutulduğu zindandan kaçmayı başarabilmiş; bize olanları anlatacak." Yüzü, Konoha' dan gelen biri olmasına rağmen konu hakkında ne kadar bilgisiz olduğunu farketmişçesine buruşmuştu. "Diktatörlük" gibi pek duymadığı sözcüklerin, ne kadar güçlü etkiler yarattığını ise, o an anlayabilmişti. Onun için diktatör-vari olan biri, en fazla akademideki öğretmeni ve Itsuki idi, daha fazlası değildi. Nedense o an, hayatın gerçekleri ile bir kere daha karşılaşacağından emindi.
Lafın Nobuo' ya verilmesi ile kısa süreli yaşanan sessizlik, nedense buz gibi etmişti içeriyi, sabah Itsuki ile aralarında yaşadığı o garip soğukluk gibi, ama daha önemli ve daha gergindi. "Teşekkür ederim Shin-Sama. Ayrıca Yakedo-sama'ya ayrıca teşekkürlerimi sunmak istiyorum; bizim şu anda yaşıyor olmamızın ve burada olmamızın yegane sebebi bize gösterdikleri yüksek ilgidir." Derin, fakat sessiz bir şekilde iç çeken kız, Hokagesinin misafirperverliğine ve gösterdiğini düşündüğü gayrete ilgi duymuştu. Hoş, ne beklenirdi ki başarılı bir büyükten?
İkinci bir sessizlikte çıkmaya yer ararmış gibi olan öksürük Nobuo' nun boğazından geçtiğinde, kızın hafif düzelmiş yüzü tekrar buruşmuştu. Çok ağır bir öksürük olmamasına rağmen az önceki ses tonundaki acıyı farketmesini sağlamıştı kızın. Hem bulunduğu psikolojik durumu yansıtıyordu, -ki zaten onu daha önceden görmüş biri olarak bunu çok açık bir şekilde belli olduğunu söyleyebilirdi- hem de konuşmanın bile fiziksel olarak ona bir miktar acı verdiğini düşündürtüyordu. "Geninleri, diğer köy temsilcilerini ve sivillerin birçoğunu tahliye ettikten sonra arenada yalnızca ninjalar ve anbular kaldı. Mokoto babamızı öldürdükten sonra ona saldırmama izin vermeden kaçmayı becerdi." Kaşları iyice çatılan kızın gözlerinin önüne o görmek istemediği sahneler akmıştı, bir şeyler yapmaya çalışması, ardından yapamayacağını anlayarak oradan kaçmaya çalışması.. Belki Itsuki gelmese, o bile burada olamayacaktı. "Bir an sonra arkamda soğuk bir temas hissettim. Kanashibari benzeri bir şey kullanmış olmalı, ancak çok daha güçlü ve etkiliydi. Uzunca bir süre sadece görüp duyabildim; hislerim ve hareket edebilme kabiliyetim resmen yok olmuştu. Mokoto, tüm stadyumun duyabileceği şekilde kendi tarafına geçecek tüm shinobilerin affedileceğini, geri kalanını ise acı bir sonun beklediğini duyurdu. Bazı hainler onlara katılsa da, birçoğumuz -daha doğrusu ben hariç bir çok kişi- savaşmayı tercih etti. Ancak missing-ninlerle uğraşmaktan dolayı yorgun düşmüştük ve sayıları çok fazlaydı. Kısa sürede direnişçilerin yarısına yakını öldü, bir o kadarı da esir alındı." "Direnişçiler." diye düşündü kız, safların değiştiği, tek bir kelime ile ne kadar da belli oluyordu. Yerinde bir kelimeydi belki ama o an o cümle içinde kullanılması, kızın tüylerini diken diken etmişti. Direnişçiler... "Zindanlara tıkıldık ve günlerce, gecelerce, bitmek tükenmek bitmeyen işkencelere maruz kaldık. Arada sırada Mokoto ziyaretime gelip hiçbir şey olmamış gibi, normal hayattaymışız gibi -yalnızca ben yarı çıplak, kanlar içinde ve zincirli oluyordum- benimle muhabbet ediyor; neler yaptığından bahsediyordu. Shinobi dünyası üzerindeki suç örgütleri, haydutlar ve missing-ninlerin büyük çoğunluğuyla anlaşmalar yapmış durumda. Gücü sürekli artıyor. Yakın zamanda tüm dünya shinobilerine bir teklifte bulunacak. Kendi safına gelip güçlenmelerini garantileyeceğine ikna etmeye çalışacak shinobileri. Sadıklar olsa dahi, eminim bir çok shinobi sözlerinin büyüsüne kapılacaktır. Yeni bir dünya savaşı çıkabilir.." Her duyduğu cümle ile titremesini biraz daha bastırmak zorunda kalıyordu, belki dışarıdan gelen normal bir chuunin için önemli, belki biraz korkutucuydu ama Aki için, orada bulunmuş küçük bir kız için gerçekten titretecek derecede korkutucuydu. Ayrıca Nobuo' nun pesimist gibi duran fakat aslında hayatın gerçeğini yansıtan cümleler, onu daha da korkutuyordu. Sadık shinobileri bile yanına çekebileceğinden bahsetmişti bu adamın, daha ne kadar iğrençleşebilirdi ki? Beyni bulanan ve neye odaklanacağını şaşıran kız, sadece dişini sıkmış yere bakıyordu, diğer insanların bunlara tepkisini ise ne kadar merak etse de hayal kırıklığına uğrayacağını düşünüyordu. Itsuki' nin tepki vereceğini hiç sanmıyordu ve orada bulunan çoğu insan, chuunin bile olsalar tepki vermiyorlardı muhtemelen. Sato bile. Yüz ifadesini merak etmiyor değildi, fakat kafasını kaldırmamakta kararlıydı. Sonuçta, bir grup kaşları çatık insanın arasında korkak olduğunu kabullenmek demekti bu ve pek hoş bir fikir sayılmazdı...
Out: Sato-san' da bir önceki rpde olduğu gibi bende bir sınavdan çıkmış ve uzuuun bir yol katederek anca eve varmış bulunmaktayım. Yani bu kafayla geride garip bir yazı dizisi bırakmış olabilirim, gome.
İsmi Ikamaru Akiaya Yaşı 15 ElementiRaiton Köyü Konohagakure Rütbesi Chuunin Seviyesi C-Rank Ryo 30 Görev Puanları 7
gönderen Kaguya Sato tarih Cmt Ara 03, 2011 10:12 pm
__ Sadece en akıllı ve en aptal insanlar hiçbirzaman değişmez. __
Toplantıyı açan adam ülke koruyucularının giydiği o kalın demir zırhlar kadar sert sesiyle Kageleri tek tek tanıtmış ve daha mühim bir konuya gireceğini belli eden ses tonuyla cümlesine devam etmişti.. "Burada Hokage Yakedo-Sama'nın özel isteği üzerine toplandık. Ve bu istek de Iwagakure'nin acil durumu üzerine yapıldı. Nobuo-San, yani eski Tsuchikage'nin üvey oğlu ve şuanda Iwagakure'de diktatörlüğünü muhtemelen ilan etmiş olan Satou Mokoto'nun üvey kardeşi esir olarak tutulduğu zindandan kaçmayı başarabilmiş; bize olanları anlatacak."
Duyacaklarına hazır olmanın getirdiği ezberi yaran tek şey gerginlikti fakat gerginlikte damarlarında akan kaguya kanı için gerekli olduğundan ortama uyum sağlamakta hiç gecikmeyen Sato, Honkotsu'nun hemen yanında ayakta, gözleri önündeki perdede sabit bir bölümü delmeye çalışan bir matkap gibi sadece ileri bakıyordu. O an ona dışarıdan bakan bir çift göz ise perde arkasını bile görebildiğinden şüphe duyabilirdi.. Fakat Sato'nun kafasında belirgin sadece bir kaç konu vardı..
-Herhangi bir karmaşada önündeki perde sağ dizinin hemen üzerinde bulunan kunailerden biri ile yarılmalı ve görüş açısını kapatmamak için direk perdenin eteklerine inilmeli. Sonrasında kunai ile yapılan bir ön saldırı sonrası patlayıcı parşömen bağlı ikinci kunai tavana atılmalı ve Mizukage-sama'nın güvenli geçişi için kullanılması gereken o cüzzi miktarda zaman diliminde Mizukage-sama ile çıkışa yönlenen Honkotsu-sensei ikilisinin arkasını korumak.
-Ana çıkışlar harici iç lobilerin oda değişimi.. birbirine bağlanan koridorlar ve benzeri yararlı bilgilerin tekrarlanması.
Bir an sonra sesini tanıdığı Nobuo-san'ın konuşması ile kafasındakileri herhangi bir öncelik sırasına dizemeyen Sato iç huzursuzluğuna rağmen bakışlarını perdeden ayırmadan pür dikkat acı içindeki sese odaklandı. "Geninleri, diğer köy temsilcilerini ve sivillerin birçoğunu tahliye ettikten sonra arenada yalnızca ninjalar ve anbular kaldı. Mokoto babamızı öldürdükten sonra ona saldırmama izin vermeden kaçmayı becerdi. Bir an sonra arkamda soğuk bir temas hissettim. Kanashibari benzeri bir şey kullanmış olmalı, ancak çok daha güçlü ve etkiliydi. Uzunca bir süre sadece görüp duyabildim; hislerim ve hareket edebilme kabiliyetim resmen yok olmuştu. Mokoto, tüm stadyumun duyabileceği şekilde kendi tarafına geçecek tüm shinobilerin affedileceğini, geri kalanını ise acı bir sonun beklediğini duyurdu. Bazı hainler onlara katılsa da, birçoğumuz -daha doğrusu ben hariç bir çok kişi- savaşmayı tercih etti. Ancak missing-ninlerle uğraşmaktan dolayı yorgun düşmüştük ve sayıları çok fazlaydı. Kısa sürede direnişçilerin yarısına yakını öldü, bir o kadarı da esir alındı. Zindanlara tıkıldık ve günlerce, gecelerce, bitmek tükenmek bitmeyen işkencelere maruz kaldık. Arada sırada Mokoto ziyaretime gelip hiçbir şey olmamış gibi, normal hayattaymışız gibi -yalnızca ben yarı çıplak, kanlar içinde ve zincirli oluyordum- benimle muhabbet ediyor; neler yaptığından bahsediyordu. Shinobi dünyası üzerindeki suç örgütleri, haydutlar ve missing-ninlerin büyük çoğunluğuyla anlaşmalar yapmış durumda. Gücü sürekli artıyor. Yakın zamanda tüm dünya shinobilerine bir teklifte bulunacak. Kendi safına gelip güçlenmelerini garantileyeceğine ikna etmeye çalışacak shinobileri. Sadıklar olsa dahi, eminim bir çok shinobi sözlerinin büyüsüne kapılacaktır. Yeni bir dünya savaşı çıkabilir.."
Nobuo-san'ı eski pürneşe halini de bilen Sato onu görür görmez bir bir şeyler tahmin etmişti.. Ve konuşmanın son harfi de tamamlandığında tahmininde hiç yanılmamak Sato için belkide ilk kez bu kadar keyifsizdi. Gözleri halen perdede çakılı duran Sato ufak bir fısıltı ile Honkotsu'ya yaklaşarak..'' Sensei.. bahsettiği karmaşanın içerisinde missinglere karşı bizde savaştık.. kimimiz tribündeki sivilleri korumak için savaştı kimimiz stadyumda ki kaçaklara karşı. (ifadesiz bir surat ile) Ve gerçekten boş sayılmazlar.. Nobuo-san'ın dedikleri belki size çok pesimist gelecek ama bence bu ihtimal çok güçlü.'' Sesini ayarlamakta usta olan Sato Honkotsu'dan bir kaç kelam beklerken perdeden hiç ayırmadığı gözlerinin kulaklarına verdiği kesintisiz duyma emri halen konuşmanın başındaki kadar geçerliydi.
Bembeyaz bir günah
Kaguya Sato
İsim:Sato Yaş:15 Cinsiyet: Erkek Boy:1.72cm Kilo:66kg Element:Fuuton Klan:Kaguya Köy:Kirigakure Rütbe:Chuunin Seviye:C rank Ryo:0 ryo Görev Puanı:22 puan Çanta/Kıyafet:Standart Shinobi Pack Eşyalar:4 kunai, 8 shuriken, 2 sis bombası, 1 patlayıcı parşömen, 1 misina Chuunin kıyafeti C/B Chuunin Kıyafeti C/B-Rank Ekipman taşımaya uygun olan iki bölmesi vardır. Birisi sağ göğüste (4 kontenjan) diğeri ise bacaktadır (3 kontenjan)
-Sağ göğüs: 2/2 Kunai, 1/1 Patlayıcı parşömen.
-Sağ bacak:1/1 Misina, 2/2 Shuriken
Kişisel ekipman: Katana ( Kabza kısmı ense kökünün soluna yatık bir şekilde sırtta durur.)
Fiziksel Stat Puanları Güç:6 Hız:8 Dayanıklılık:6
Shinobi Stat Puanları Ninjutsu:7 Genjutsu:- Taijutsu:9 Chakra:10
Jutsu Listesi: @Megami Mai B rank* @Tsubaki no Mai D rank @Karasu Bunshin no Jutsu C rank @Shunshin no Jutsu D rank @Kazekiri C rank @Teshi Sendan C rank @Yanagi no Mai C rank @Karamatsu no Mai B rank @Suto-ka no Mai B rank * naruto-f195/jutsu-yaratim-basligi-t5664.html *
Kasılan X'ler: @Tsubaki no Mai 3X @Shikotsu Myaku 3X (Kemik Kontrolü) @Yanagi no Mai 2X @Karamatsu no Mai 2X @Suto-ka no Mai 2X @Katana kullanımı 2X @Meditasyon 2X Takım Çalışmaları/Özel Çalışmalar: @Gizlilik 2X @Megami Mai 2X ----
gönderen GM-Naruto tarih Cum Ara 09, 2011 11:32 pm
Nobuo'nun sözlerini bitirmesiyle bir anlık bir sessizlik ortaya çıkıyor, ancak hemen ardından herkes bir ağızdan konuşmaya, tartışmaya başlıyor. Sessiz Mizukage'nin bile bağırışlarını duyabiliyorsunuz. Hiçbir cümleyi tam olarak seçemiyorsunuz, yalnızca kimden geldiğini bilmediğiniz karışık halde: "savaş, örgüt, hain, tsuchikage" gibi kelimeler geliyor kulağınıza. Bir an sonra aslan kükremesi gibi bir ses duyuluyor ve tüm ses aniden kesiliyor. Gür, adeta patlayıcı bir ses geliyor hemen ardından kükremenin: "Bu şekilde hiçbir yere varamayız! Sakin olup neler yapacağımızı düşünmeliyiz!"
Sato:
Kükreme ve ardından sarfedilen cümlenin ardından yeni bir sessizlik oluşurken Honkotsu sana bu kişinin Kazekage olduğunu mırıldanıyor. Ne kadar kudretli bir kage olduğunu yalnızca bu olayın ardından bile tahmin edebiliyorsun. Sağda solda korumaların fısıldaşmaları artınca Honkotsu da dayanamayıp mırıldanmayı sürdürüyor: "Mizukage-Sama'nın böyle bağırdığını hiç duymamıştım. Biraz komik aslında ama böylesi bi durumda komik bile geldiği söylenemez. Ne şekilde olursa olsun umarım bir problem çıkmadan kurtuluruz şu toplantıdan. Kazekage de ne adammış be."
Akiaya:
"Shishi Jinzo" diyor oldukça sakin bir sesle Itsuki-Sensei. "Ulu Kazekage-Sama. Tsuchikage-Sama öldüğüne göre otoritesi en yüksek kage olduğunu rahatça söyleyebilirim. Ona karşı çıkma cüretine sadece Mizukage sahip olabilir herhalde, o da gücünden ziyade kibirinden dolayı yapabilir bunu." Bu cümlelerin ardından etraftaki fısıldaşmaları farkediyorsun. Böylesi bir etki tüylerini adeta diken diken ediyor.
Shin-Lu, hafifçe öksürerek gürültüyü kendinin kesmesi gerektiğinin ancak bunu yapamadığının farkındalığı içerisindeki hafif utançla konuşmaya başlıyor: "Yeniden sakinleştiğimize göre lütfen oturun Kazekage-Sama. Bir de yumruğunuzu masanın içinden çıkarırsanız sevinirim. Ne yapmamız gerektiğine dair bir fikri olan var mı acaba?" Fısıltılar kesiliyor ve tanıdık bir ses, Yakedo-Sama'nın sesi duyuluyor: "Benim kanaatimce toprak ülkesinde ve Iwagakure'de neler olduğunu iyice araştırmamız gerekiyor. Ayrıca çeşitli missing-nin bölgelerine casuslar göndererek Nobuo-San'ın söylediklerini doğrulamalıyız. İşin boyutlarını araştırmak gerekiyor." Hokage sustuktan sonra yalnızca Hokage ile selamlaşmalarından tanıdığınız sesi duyuyorsunuz. Raikage olduğunu tahmin edebiliyorsunuz bu kişinin: "Yıldırım ülkesi bu çalışmalara destek verecektir. Yine de -Nobuo-San'a kasti olarak bir şey demiyorum ancak- işleri büyütüyor olabiliriz. Düşünsenize, yalnızca bir köy ve sağdan soldan topladığı dört beş çapulcu dört büyük köy ve ülkelerimizdeki diğer köylere karşı ne yapabilir ki? Yanlarına çekebilecekleri yarımız bile etmeyecektir." Bir sessizlik daha oluşuyor. Çevreden çeşitli onaylama mırıltıları geliyor bu konuşmanın ardından. Bu sırada Mizukage konuşmaya dahil oluyor: "Raikage-Sama'nın haklı olduğuna inanıyorum. Yine de Tsuchikage-Sama gibi bir fikir önderinin öldürülmesi olayının altında kalacak değilim. Bu konuda Kirigakure'de destek verecektir. Yine de hiçbir köye güvendiğim söylenemez. Son savaşta tek müttefiğimiz Toprak ülkesiydi, ve şuanda burada tamamen güvenebileceğim tek kişi Nobuo-San. İşleri ileri bir boyuta taşımayı reddediyorum. İlerleyen safhalarda ne yapabileceğimizi düşünebiliriz."
Sato:
"Mizukage-Sama kendinden bekleneneni yaptı." diyor Honkotsu mırıltıyla. "Haklı yönleri var, ancak fazla gururlu. Bu gibi durumlarda fazla gurur iyi değildir." Her Kirigakure'liye has olan aşırı gurur meselesi kafanda ister istemez bir kez daha oluşuyor. Bunu nasıl anlatacağını bilmiyorsun, ancak o "şeyin" sende de olduğundan eminsin. Ve herhangi bir Kirigakure shinobisinde de. Ve diğer köy mensuplarının bir çoğunun buna sahip olmayı bir kenara bırak ne olduğuna dair en ufak bir fikri olmadığının da içten içe farkındasın.
Akiaya:
Itsuki konuşmaları sessizce dinliyor ve arada gözlüklerini düzeltiyor, eldivenleriyle uğraşıyor. Basit ve gereksiz işler yaparak soğukkanlı tavrını korusa da Itsuki'nin tüm kelimeleri harfi harfine tüm dikkatiyle dinlediğini farkedebiliyorsun. Dışarı göstermek istemediği bir şeyi ilk kez farkedebiliyorsun Itsuki'ye dair. Kafası belli bir noktaya konsantre olduğunda oto-savunma mekanizması biraz dalıyor gibi.
Yakedo yeniden söze giriyor: "Ne demek istediğinizi anlıyorum Mizukage-Sama, ancak savaş 37 sene öncey-""Ve o savaşta yoktunuz Hokage-Sama." diye söze giriyor Kazekage. "Kime güvenebileceğinize dair en ufak fikriniz yoktu. Babamın en yakın arkadaşı tarafından öldürüldüğünü düşününce hala sırtımdan soğuk terler boşalıyor. 14 yaşında bir genç için büyük bir şoktu. Yeni neslin böylesi sorunlar yaşamasını istemiyorum. Mizukage-Sama'yı ben de haklı buluyorum. Su ülkesi o savaştaki en büyük düşmanımızdı, ancak şuanda bir problem çıkmayacağına dair Mizukage-Sama'ya da teminat verebilirim." Yakedo bir daha söz almıyor, bu kez Raikage söze giriyor yeniden: "Madem öyle diyorsunuz, bence Toprak ülkesi, Iwakagure ve çeşitli bölgelere araştırma takımları gönderelim. İki ay kadar sonra yeni bir toplantı düzenleyebiliriz. Siz ne diyorsunuz Nobuo-San?" Nobuo kendisine yöneltilen soru karşısında oldukça kararlı ve net bir cevap veriyor: "Esir arkadaşlarımı kurtaracağım. Yeniden esir düşsem bile onlar orada işkence görürken rahatça bekleyemem." Oluşan sessizlik, herkesin bu karara saygı gösterdiğini hissettiriyor oradaki herkese. Biraz sonra Shin-Lu toplantıyı kapatacak cümleleri kuruyor: "Kimse itiraz etmediğine göre toplantı kararını açıklıyorum: Her köy çeşitli araştırma takımları kurup bölgeleri kendi imkanları dahilinde araştıracak. İki ay sonra yeni bir toplantı daha yapacağız. Reddeden?" Ses çıkmıyor. "Toplantı bitmiştir."